Tuesday, July 03, 2018

iç düzen


geçen gün fırını temizlerken parmağıma bir şey battı, kabaca çıkarttım ama çok kabacaydı.
içinde bir parçacık kaldı. vaktim yoktu çıkarmaya; fırını temizlemeye ve oradan da fırın ile ara verdiğim mina'yla ilgilenme işine devam ettim.
içerde kalıp ince ince acıtmaya devam etti bu arada o küçük parça. az evvel oturdum, uğraştım çıkardım. uğraşırken bir yandan kendimle de uğraştım, içimdeki ses bununla uğraşacağına başka şeyler yap diyordu  "daha önemli şeyler",  hep var bu yapılması gereken "daha önemli şeyler"den. ama kaldım, o anın içinde, çıkarttım parçacığı, ufacıcık bir şeydi ama çıkınca rahatladım.
bir kaç yıldır hep zamandan yana sıkışık hissediyorum. sıkışıklık sıkıştıran, kontrolü kaybettiren bir şey. bir dolabın içini eşyayla doldurun, sonra içine yeni bir şey koymaya çalışın, yer kalmamış olsun, herşey dökülsün, karışsın, kapağı kapatınca içerden  patır kütür sesler gelsin her şey aşağı iniversin. size işlerin yolunda gitmediği söylesin o patırtı. işte öyle bir şey.
halbuki içerde yer vardır muhtemelen, sadece dolabın önünde biraz durmak gerekiyordur, düzenlemek biraz. durmak. düzenlemek.

bu konuda şanslı ve yetenekli hissediyorum aslında çok şükür,  durup düzenleme işi için  kendime hep zaman açtım.  durmayıp dinlenmediğimde, kendimi dinlemediğimde işlerin sarpa sardığı zamanlar oldu ama sonra yine durup dinledim, dinlendim, düzenledim, yenilendim ve işler yoluna girdi. ama bu hiç bitmeyen bir çaba. bir kere yapınca tamam olmuyor, hiç birşey öyle olmuyor ya şu hayatta. bu defa dinlenmek gereğini fark etmem biraz uzun sürdü. yeniliklere, değişimlere, en çok da anneliğe uyumlanırken hep koşturmam gerek gibi hissettim. hep bir sonraki anın içinde ama bu anda değil. en büyük rahatlamayı geçen yıl hipnoz eğitimi esnasında yaşamıştım "ihtiyacın olan bütün zamana sahipsin" telkiniyle, Steven telkini hipnozdan çıkarırken veriyordu, bir iki dakika içinde uyanacağımızı biliyorduk, ama zaman genişliyordu, o bir iki dakika genişti çok genişti. ihtiyacımız olanın hepsiydi. ama bunu bilemesek, duyamasak acele eder, izin vermezdik kendimize. oysa izin verince tüm zamanlar, ihtiyacımız olan tüm zamanlar bizimdi. o hissi geri çağırıyorum bugünlerde, o hisle beraber hayatımın kontrolünü, tüm zamanları.
neyse düzenlemekten bahsediyordum, ben aceleyle, içimin dolabını sıkıştırıp tıkıştırınca  herşey üst üste bindi, dolap taşıyamaz oldu, baktım içersi çok havasız ve dolap dayanmakta zorlanıyor, bir yardım almak farz oldu. Gittim Marie Condo'yu çağırdım,  beraber katladık topladık, düzenledik. Bir gün sevgili Marie ödev verince fark ettim, ben bir süredir zaten o ödevi yapacak zamanı kendime vermiyordum zaten herşey de böylece başlıyordu. Şimdiye kadar hep düzenli olarak yaptığım yazmak, çizmek, okumak, dua etmek,konuşmak, dinlemek, dinlenmek, dans etmek, regüle etmek işlerini aksatmıştım ve çok uzun bir süre aksatmıştım. Şimdi ödevleri günü gününe yapıyor, biriktirmiyorum. Dolabı açıp herşeyi yerli yerine koyuyorum, dolabı açınca biraz mutlu da oluyorum. Mesela bazen yine zaman dar geliyor, ya da büyük bir parçayı kaldırmak, eski bir şeyi bulmak gerekiyor, dolabı açmadan evvel o sıkışıklık hissi yine oluyor ama kapağı açıp herşeyin yerli yerinde olduğunu bilmek rahatlatıyor, güven veriyor.



Thursday, June 28, 2018

Dinosaur Rap ve kapı önü





sevgili okur, bu postta dost kapısı çalmaktan bahsedecek ve sizlere güzel güzel şarkılar dinletecektim.



kumdan kaleler "ne zaman bir dosta gitsem evde yoklar" diyecekti, ardından, o dosta ya evde yoksa diye düşünüp hiç gidememekten, o tereddütten bahsedecektim "ya evde yoksan" diyen orhan baba şarkısı aracılığıyla, sonra yine de çalmak lazım kapıları diyecektim " çal çalsana kapımı" diyen birsen tezer şarkısıyla. sonra benim dost kapılarını gönlümce çalamama sebebim geldi ve dinosaur rap şarkısı dinlemek istediğini söyledi, hayır diyebilirdim tabii ama o zaman bu posttan tümüyle vazgeçmem ve yeni bir mücadele içine girmem gerekecekti, hiç içimden gelmedi.

bazen sadece sessizlik istiyor insan çünkü ya da dinazor rap.

extrovert anası bir introvert olmak konulu bir yazı da hayal edin burada. ben yazamıyorum şimdi.




Monday, May 28, 2018

saklama kabı



saklama kapları çoğunlukla saklama kabı vazifesi görse de bazen de paylaşma kabı vazifesi görürler.
gelen misafire çıkarken verilen yolluklar, sevgilimiz iş yerinde yesin diye koyduğumuz öğlen yemekleri saklama kabı kılığındaki paylaşma kaplarındadır.

purblog sen saklama kaplarımın en güzelisin, bazen paylaşma kabı da oluyorsun ne güzel.
saklama kabının hakkını vermek için dolaba kaldırdıklarını günlük aralıklarla kontrol etmek ve yeniden sofraya getirebilmek filan gerekir. dolapta öylece sonsuzca kalan saklama kaplarının akibeti hayrolmaz. içindekilerin de tabii. saklama kabı ya da paylaşma kabı olarak canımız olan kaplar saklanma kabına dönüştüğünde, saklanıp kaldıklarında dolabın bir yerlerinde, içindekini bozarlar. işlevlerini bozarlar. bozulurlar.

geçtiğimiz günlerde masal anlatıcılığı eğitimine katıldığımda fark ettim, anlattığım masalla kurduğum bağı, kendi masalım haline getirişimi, dönüştürüşümü, bende uyandırdıklarını, tüm bunların bende yarattığı şevki ve bu şevkin çok çok azını anlatmaya duyduğumu. doğru zaman gelsin, biri düğmeye bassın, kutuyu açsın hiç olmazsa burada bir kutu varmış  filan desin diye bekliyorum. dolapta bekliyor kaplar.
saklanma kapları.

halbuki şeylerin işlevlerini yapabilmesini çok önemsiyorum,  işlev denilenin, o şeyin kaderi gibi olduğunu düşünüyorum. eğitimde benimle konuşan masal da bununla ilgiliydi daha doğrusu ben böylece evriltmiştim. belki dolaptan çıkarırım masalı, sahurda veya iftarda.

yine mi güzeliz yine mi çiçek



sevgili purblog,
görüşmeyeli çok uzun zaman oldu, neden bu kadar uzun zaman oldu bilmiyorum ama bilirsin işte zaman oluyor hep öyle, durmak bilmeden akarak. neyse ki ve iyi ki.

zamanın akışı: Hülya teyze  "dünya ahiretin tarlası hükmündedir" derdi, bu hayattaki her bir an ahirette açılarak genişleyecek o yüzden buradaki her bir an çok ama çok kıymetli. yıllar süren saniyeler. mindulness 101.

Mekanı cennet olsun, geçtiğimiz ay vefat etti Hülya teyze, güzel anlarının çiçek çiçek açılması için dua edelim. Bizim de anlarımız çiçek olsun. Her bir an.


Thursday, January 04, 2018

taşınmak, rüyalar, ağaçlar ve meyveleri üzerine


rüyamda taşındığımızı gördüm.
eşyaları içinden çıkmış boş bir eve göre çok sıcak hissettiriyordu evin içi. camdan aşağı bakıp eşya yüklü kamyonun hareket ettiğini görünce hızla kapıyı kapatıp aşağı indim, indikten sonra fark ettim ışığı açık bırakmış olabilirdim.  geri dönüp kapatayım diye düşündüm, çünkü bu gece fırtına gelecek ve yarın evden çıkamayacağız, yeni evimizden.

bu gece gerçekten fırtına geliyor, yarın sabah da kar.  new york soğuk. taşınmak güzeldi ama. uyandığımda iyi hissettiren bir rüya gördüğümü fark ettim. rüyaların çalışma biçimlerine hayranım çok fena.

rüya gibi çalışabilmek isterdim, parmak ucunda yürür gibi ama bastığı yere kök salar gibi.

kök salmakla ilgili bir iki sözüm vardı, kevser'in ajandası sormuştu insan değişir mi diye.
cevabım hem evet hem hayırdı. değişmez dedim, çünkü bir tohumumuz, bir çekirdeğimiz varmış gibi hissederim hep, hani çocukluğumuzla hatta bebekliğimizle bugünümüzü bütünleyen, tutarlayan bir şey varmış gibi. (belki de hafızanın işidir sadece bu bütünlemek)

değişmek de şöylesi bir şeydi belki: tohumun beslenmesi, yeşermesi, sararması, solması, beslemesi, meyve vermesi, tohuma kaçması, dinlenmesi, dinlendirmesi, budanması, törpülenmesi, gölge olması, yuva olması, yeşermesi, kök salması..

büyük bir incir ağacı olarak söyleyebilirim ki, kök salmak çok güzel ve bazen de küçük bir limon ağacı olarak da söyleyebilirim aynını.

ama rüyamda işte taşındığımızı görünce, büyük bir incir ağacı olmadığım için şükrettim. belki de ağaçlar meyveleri vesileyle  taşınırlar, candan cana. ( candan cana candan cana aaa aşık oldum ben sana)

meyve vermekle ilgili: alak suresinin mealini paylaşmıştı portakalağacı instagram hesabında. alak suresi sadece okumayı değil, yazmayı da buyurur diye.  çok sevdim böyle okumayı.
okumak ve yazmak nefes alıp vermek gibi, almak ve vermek, birbirleri ardınca.

Monday, October 16, 2017

her gün biraz daha yakın

irvin yalom'un terapi hikayelerinden oluşan kitabının ismiydi. kitaba dair çok bir şey hatırlamıyorum.
ama her gün biraz daha yakın olduğumu hissediyorum.

"ademoğlu günlerden oluşmuştur, her gün bir parçası eksilir "

her gün biraz daha yakın olmanın türlü çeşit halleri var, bazıları daha sevimli.
iki günü birbirine eşit olmadan, her gün biraz daha yakın olmak var mesela.

başka yakınlıklar da var, her gün biraz daha. evcilleşen bir tilki gibi.
makul ölçülerde evcilleşen bir tilki gibi.
tilkiler gibi, her gün biraz daha yakın ama kuyrukları da birbirine değmeyen.

burada dünyanın bir ucunda, çok özlediğim yakınlar var, gıyaben özlüyorum.
bazı günler biraz daha yakın.
burası biraz uzak.


Friday, October 06, 2017

sonsuz ol diye

Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız
Biz kirli ve temiz çamaşırları
Aynı zaman aynı minval üzere katlarız
Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız


Sezai Karakoç

ve 

nasıl çekip gitmiş bir şaman
çekip gitmiş, bir şaman değilse en çok
benim gibi sonsuz bir at
hiç koşmuyorken de attır.


ah muhsin ünlü 





Monday, September 25, 2017

constantinapur


Mina bazen bir otobüste uyur ve uyanınca kendini bir kafede bulur. Bir kafede uyur ve bir uyanır ki bir trende. Bir uyur trende, uyanır yatağında. Yatağında uyur, uyanır ki uçakta. Uçaktadır ve biraz sonra İstanbul'da. Şaşırmaz hiç, yanında annesi vardır veya babası.
Hani Lost dizisinde Penny, Desmond'ın sabiti (constant) idi ya, Mina'nın da öyle bir sabiti var. Annelik güzel şey.