Friday, June 23, 2017

Kendi halinde bir yabani sarı yeşil olmak

Dün gece rüyamda İtalya'da olduğumu gördüm;  bir salıncak vardı ağaca kurulu, sarı, taşlı bir patika, boza çalan yeşil, az insan eli değmiş yeşil.

Bu ülkede sevdiğim şeylerden biri en dağ, taş, yeşil alanın bile medenileşmiş, düzenlenmiş, organize edilmiş olmasıydı. Ama içten içe o yabani sarı yeşili nasıl da özlemişim, İtalya kılığına girerek gösterdi bana kendini. Rüyalar böyledir işte kılık değiştirirler.



Wednesday, May 24, 2017

Dini Allah'a has kılmak

Hani bazen bir arkadaşınız vardır çok seversiniz bu arkadaşınızı ve onun çok sevdiği bir arkadaşı vardır, siz onu belki daha da çok seversiniz. Ama asıl hukunuz bahsettiğim ilk arkadaşladır.  Sonra bir şey olur, o ilk arkadaşla aranız bozulur, yolunuz ayrılır ve o asıl çok sevdiğiniz arkadaşla da görüşemez olursunuz. Bazen insanların cemaatlerinin, yollarının hayal ettikleri gibi olmadığında kişinin düşebileceği hayal kırıklığını, iman krizini düşünüp üzülüyorum.  Dinle ilgili kafası karışan insanların bir çoğunda -bir zamanlar kendim de dahil- bu karışıklık o bağların birbirine fazla dolanmasındanmış gibi geliyor.  Teşbihte hata olmasın, Allah'la kurulan ilişkiyi sosyal bağlarla fazla bağlamak gibi. Allah'la kurulan ilişkiyi Allah'a has kılmak da onunla bire bir bağ kurulacak yollar aramak demek olabilir diye düşündüm bu sabah. Yani bu demek değil ki çok sevdiğimiz arkadaşlarımızla ille de yalnız görüşeceğiz, ama ekseriyetle yalnız görüşmek o bağı ona has kılmak uzun vadede o ilişkiyi koruyucu olabilir. Bağların önceliği ve yoğunluğuyla ilgili bir şey anlatmaya çalıştığım şey.

Şimdi Ölmek İstemem

Dün Akif Emre'nin vefat haberini duyduğumda ağlamaklı oldum, haberi paylaşan kimi görsem aynı duygudaydı. İkibinlerin başında Bilim Sanatta derslerine katılırdım rahmetlinin, bir iki sefer tramvayda da karşılaşıp ayak üstü konuşmuştum. İyi bilirdik, mekanı cennet olsun.

Bu vefat haberinin üzerine öyle ölmek istedim, arkamda eserler, öğrenciler, dualar, güzel işler bırakmış olarak.


Friday, April 21, 2017

sayısız penceren vardı


bir bir kapattım,
bana dönesin diye bir bir kapattım. T.U


bazen bu sunturlu yere gelişimize şükrediyorum, sayısız pencerem vardı çünkü. ve sayısız pencereler çok yorucu olabiliyormuş, hem insanın kendisi hem de ilişkileri için.

şimdi yeni pencereler açıyorum, açıyoruz beraber, sayılı pencereler.
sayılı olan iyidir.
pencereler ve perdeler de. kapılar ve odalar önceki yazımızın konusu idi.

kendine ait bir oda


"ben kapılarıma hiç kilit vurmadım ki, ben seni kendimden çok ayırmadım ki" N.Ö 

kendine ait bir oda:  "Bir kadın eğer kurmaca yazacaksa, parası ve kendine ait bir odası olmalıdır"  V.W 

"Bir kadın eğer kurmaca yazacaksa veya yazmayacaksa, kendine ait bir odası olmalı, hayali veya gerçek.  " A.L

ilgili ilgisiz serbest çağrışım: zihin sarayı, ay sarayı 

mavi sakal masalındaki oda kime ait diye bir küçük sohbet yayını yapmıştık instagramda, odanın sahibi mavi sakal mı, karısı mı, yoksa karı koca arasında ayrı gayrı olmaz mı diye başlamıştı sohbet.

sevgili v yaka demişti ki, tamam oda mavi sakalın ama anahtarı karısının eline verip, sakın kullanma diye tenbihleyerek test etmek de ne oluyor? 
v yakanın olaylara bakış şeklini sevdiğimi söylemiş miydim? 

neyse oda bence de mavi sakalındı ama karısının da bir odası olabilmeli kendine ait.  kilit vurmasınlar kapılarına, tehlikelerden emin olsunlar ve  kilit vurmadan uyuyabilsinler. ama iki ayrı kapı iki ayrı oda olsun, üçüncü bir oda da olsun, beraber uyusunlar.  

ilgisiz serbest çağrışım: beraberce uyumak 











Not: sevgili Writersindatca terapihergun.com'daki "eksik parça büyük O ile karşılaşıyor" yazısına bir soru bırakmıştı,  bu yazıyı gecikmiş ve kendi halinde bir cevap olarak kabul buyursun. 

 writersindatca: Aslıhancığım, bu videoyu paylaştığın için teşekkürler. İlişkilerde birey olmak ve birey kalmak kadınlar için daha mı zor, bizim kültürümüzde yetişmiş kadınlar için daha da mı zor diye düşünüp duruyorum. Yoksa her iki cins için eşit derecede önem arz eder mi, emek gerektirir mi?

Wednesday, April 05, 2017

nehy-i ani'l münker


insan insana aşık olmaz güzelim
insan insanın yanında bile durmaz (Alper Gencer)

İşte o gün kişi kardeşinden kaçar,
annesinden, babasından,
eşinden ve çocuklarından.
O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.
O gün bir takım yüzler parıl parıl,
güler ve sevinir.
Yine o gün bir takım yüzleri de keder bürümüş,
Hüzünden kapkara kesilmiştir.
İşte bunlar kafirlerdir, günahkarlardır.

Abese 34-42

insan insana aşık olmaz, gönül gönüle raptolur diyor Gencer.

Kalplerimiz onun elindedir, Rab dilerse rabteder. Gönlün sevgisi temizdir, latiftir, hadsiz hududsuzdur.

"Gözyaşıymış insanın insana rabtolduğu cevher" İsmet Özel

Nefslerimizse manipülasyona açıktır, öveni sever, yerene kızar, iltifata kanar, hediyelere aldanır.
Bir derste bunu anlatmıştı Merter, nefsin iltifatlara kanmasını, karşı karşıya gelmiş iki "ben" "ben" diyen nefsin çarpışmasını, sonra nefsimiz için sevdiklerimizle gönülden temas kuramadığımızda onlara nasıl kızdığımızı, kızgın kaldığımızı.

"Artık kimse kendisine kusurunu söyleyecek candan bir dost bulamıyor" demişti bir sosyal bilimler sempozyumunda bir konuşmacı, o zaman biraz anlamıştım ne demek istediğini ama bugün başka türlü, daha derin bir anlamayla anlıyorum.

Tarifi: Çok sevdiğiniz birine size zor geldiği halde onda gördüğünüz bir kusur varsa söyleyin, nefsinizin bundan beslenmesine izin vermeden, sadece sevginiz ile konuşun. O da sevgiyle yanıt verir size inşallah. Sonra bir bakıyorsunuz ki onu şimdi eskisinden daha çok, daha bir başka seviyorsunuz.

ipucusu: kişiyi kusurlu hareketin kendisi gibi görmemek, hatta kusurlu hareketi bas bayağı ötekileştirmek, letafetimize, yaradılışımıza, emanetimize yakışmayan bir yabancı haline getirmek.

Tuesday, January 03, 2017

kimsin sen ya? sen kimsin?

Hani anılardan örülüyoruz ya ilmek ilmek, bir de anılardan “kendimizi” örüyoruz seçerek.. Bir mozaiğin taşlarını yapıştıran şeyi düşündüm. Bu yazı içinde “dünya tasavvuru” diyeceğim o şeyi. Bu değişir, biz yaşadıkça değişir.. Bu değiştikçe, örülen taşlar yerinden bir atar, bozulur, sonra yeniden örülür, yeniden yerleşir, yapışır ya. Tam o esnada geride kalan insanları düşündüm. Sevdiği başka bir kompozisyon muydu, yoksa o minik taşların kendisi mi acaba? demişim "bir insanı o insan yapan şey nedir de severiz onu" yazımda, bu video da oraya bağlansın.


Saturday, September 10, 2016

orda bir köy var uzakta


Burada Filistin'lilerle tanışıyorum, 20 yıldır filan ülkesine gitmemiş olanlar var.  Belki maddi sebeplerden, belki ülkeye giriş çıkış engellerinden, belki emniyet endişesinden. 

Hatice Mina'nın ebesi Amal da Filistin'li, onlar da her yaz gidiyorlarmış. Bunu duyduğumda çok sevinmiştim, Amal için, çocukları için, Filistin için hatta Hatice Mina için de, ne güzel bir insan yardımcı oluyor doğumuna diye. 

15 Temmuz günü ve akşamı, uzaklardan, ordunun ülkeye saldırdığı haberlerini alıyorken,  bir an için ülkesi işgal altında bir Filistin'li gibi hissettim. Dönüp varabileceğim bir evim yokmuş gibi, bayağı kimsesiz gibi. Sonra Amal geldi aklıma, her yaz gidip gördükleri Filistin'i düşündüm ve yeniden bir evim oldu, bir saniye içinde kaybedip bulmuştum. Allah kimseyi yersiz yurtsuz, vatansız bırakmasın. 
O gece sokağa çıkan, mücadele eden herkesten de razı olsun, şehit olanların şehadetlerini mebrur eylesin. Vatan ne demekmiş, yurt ne demekmiş o gece kaybeder gibi olunca bildim. 

O gece başka şeyler de bildim, o güne kadar, keşke ülkemiz politikası iskandinav ülkelerinin soğukluğu ve sıkıcılığında olsa, keşke daha soğukkanlı ve rasyonel olabilsek filan diye insanını beğenmeyen solcular gibi düşünüyordum Allah affetsin. Hiçbir iskandinav insanı tankın önüne yatmaz, elbiseleriyle egzosu tıkayıp tankı durdurmaya kalkmaz halbuki, evine girer olayların sakinleşmesini bekler "akıllı uslu". Çok şükür başka türlüyüz, başka tür bir aklımız var ve ben o günden sonra çok seviyorum bu aklı, bu insanları. Babam, yaşasaydı da görseydi dediğim şeyler vardı, Leyla'nın ve benim mürüvvetim, Hatice Mina ve Salih Eren'in doğumu mesela. Babam yaşasaydı da bu destanı da görseydi dedim o gün. 

Neyse işte, bir kaç gün sonra inşallah ülkemize gideceğiz, yerimize yurdumuza. Geçenlerde konuştuğum bir seküler, gidilir mi OHAL'de oraya,  ne işim olur hiç gitmem dedi. Bir sürü seküler de ay bu insanlarla daha fazla aynı havayı soluyamiycim diyerek, Kanada'ya göçme hayali kuruyor. Gidip gördüm Kanada'yı Türkiye'den daha güzel değil :) Çok dağıttım galiba, durup durup da dua edesim geliyor. Allah yersin yurtsuz bırakmasın kimseyi diye, Filistin'i Filiistin'lilere, Suriye'yi Suriye'lilere bağışlasın yeniden. Bize de güzel ülkemizi. 




bir başka dil


Bir buçuk yıl önce Ntv radyoda Judith Liebermanı ilk duyduğumda hikayesi beni acaip heyecanlandırmıştı. Beş yıl önce Türkiye'ye gelmiş, bu beş yıl içinde yepyeni bir dil öğrenip, o yeni dilin içinde rahat edip, o dilde hikayeler anlatmaya başlamış, yetmemiş radyo programı yapıyor.  Ben de buraya yeni gelmişim o zaman, derdim büyük, kendimi ingilizce içinde rahat hissedemiyorum. Anlatacaklarımı bu dilde anlatamıyorum ama anlatmaktan da vazgeçmek istemiyorum. İşte bu derdin arasında bir ümit ışığı olmuştu, cebime koymuştum bu ışığı. 

Aradan zaman geçtikçe akıcılaşmaya başlasam da hala o sıkıntı öylece yerinde duruyordu, kendimi bu dil içinde rahat hissedemiyordum. Bir gün bu hissettiğim sıkıntıyla ilgili bir masalımsı yazayım, bir deva arayayım dedim. O zaman içeri bakınca bir de ne göreyim, aman Allah'ım ne göreyim. 

Zamanlardan bir zaman ülkelerden birinde mutlu mesud yaşayan bir kız varmış, bir gece evinde, yatağında uyumuş ve sabah uyandığında kendini bambaşka bir şehirde, bambaşka bir ülkede bulmuş. Uyanmış ve etrafına şöyle bir bakmış, burada ne yapıyor, ne işi var anlayamamış. Sonra dışarı çıkıp sokaktaki insanları görmüş, konuşmalarını duymuş, ilginç bir şekilde hiç bilmediği ilk defa duyduğu bu dili anlayabiliyor ama konuşamıyormuş. Böylece sudan çıkmış bir balık olmuş. Annesinin karnından çıkmış bir bebek. 

Annesi karnından çıkan bebeğine bakmış bu hikayeyi okurken, karnımdan çıkan bu bebek hiç bir şey bilmiyorken, öğreniyor, öğrenecek. Önce tek tek kelimeleri öğrenecek, bilecek  bir iki yıl sonra belki susmak nedir bilmeyecek. İçi ferahlamış annenin. 

Ama hikayedeki dehşet de onu şaşırtmış bayağı, çünkü bu ülkeye gelişini, bu dili anlayışını bu kadar sarsıcı bir tecrübe olarak görmüyormuş, ama işte içinden çıkıveren hikaye buymuş. İçinden hikaye çıktı mı bir kere artık havaya, güneşe, suya, ışığa kavuşmuş demektir,  bundan sonrası için ümit var demektir. 

-Üçüncü tekil kişinin konforundan birinci tekil kişinin (emin olması gereken ama niyeyse tedirgin) sesine dönerek- 

Hikaye içimden çıktıktan sonra rahatladım biraz, daha akıcı değilim muhtemelen ama daha rahat ve özgür hissediyorum. Hikayeyi yazmamın üzerinden bir hafta geçmeden bir iş teklifi aldım, aldım kabul ettim. Çok beğendiğim Barefoot kitaplarını tanıtmaya başladım, masal saatleri, partiler, workshoplar düzenlemek gibi alt başlıkları var görev tanımımın. İlk masal saatimi düzenlemeden önce cebimdeki   Judith ışığına baktım, gülümsedim. Böylece muhtemel tüm yanlış telafuzlarıma da gülümsemiş oldum.  Çünkü Judith'in tüm telafuz hataları çok sevimli geliyor o masalı dinlerken. Hatta bence yetişkin mükemmeliğinden azade haliyle masal dünyasına girmeyi de kolaylaştırıyor. 

böyle işte... (yazılarımın çoğunda son söz sıkıntısı yaşıyorum sevgili okur, acaba niye)

Not: Yazıyı paylaşmak için Facebook'a girdim, paylaştım, tam bir arkadaşa bakıp çıkıcam, bir mülteci belgeseli gördüm. Ne olup bittiğini anlayamadan başka bir ülkede olmanın en çarpıcı, en acımasız örneği. Allah hepsinin yardımcısı olsun, yurtlarına huzur, barış ve emniyet versin. Yuvalarına dönebilsinler. Allah bizim de ülkemizi korusun, dönebilecek bir yurdu varsa insan o kadar da gurbette değildir belki de.  dur ben bunu geniş geniş anlatayım :)



Thursday, September 01, 2016

30 day song challenge day 28- back to the future

28. güne daha çok var ama aklıma gelince paylaşasım geldi.

Bu şarkı, mermaids filminin soundtracki ama filmi yıllar sonra merak edip izlemiştim. Şarkıyı benim için özel yapan ise, annemin şeybayla bana bu şarkı eşliğinde ev işi yaptırdığı bir anı. Leyla henüz doğmamış, biz iki kız kardeşiz, klipte anneleri cher ile bir örnek giyinmiş christina ricci ve winona ryder gibi.


30 day song challenge day 15


aradan günler geçmiş, dokuz günler. bu challenge'ı 30 gün sürdürüremediğim/sürdüremeyeceğim için üzgünüm. çok diil ama birazcık.

15. günün şarkısı beni tarif eden şarkı: benim adım ebruli
yalanımı

gemilerle her gece ben çok uzaklardan dönerim.