purblog

Saturday, May 12, 2007

taşındık!

Monday, May 07, 2007

hayalet

o ben ki
bir kadında bir çocuk hayaleti mi
bir çocukta bir kadın hayaleti mi
yalnızca bir hayalet mi yoksa.

Labels:

Tuesday, May 01, 2007

i want to know



"daha ışımamış nice tan kızıllıkları var" (rig veda)

garip geçişleri olan bir gün bugün. 1 mayıs. sabah trafiğe takıldım. ama takılabildiğim bir trafik var diye şükrettim. otobüs denen şey gelmek bilmiyordu, insanlar yürürüz napalım diyip tabana kuvvet verdiler. acaba eve mi dönsem güzergah mı değiştirsem dediğim anda geldi bir tane. bindim. uzun sürdü yol. kitap okudum. bugün okuduğumuz kısmı yolda okudum işte. şaşırdım o metne. dün sabah yine aynı yolda, otobüsteyken insanlar acaba böyle muğlak bir dünyada nasıl bu kadar emin olabiliyorlar diye düşünmüştüm. dünyanın muğlak olduğu ifadesi bile beni rahatsız etmişti, eminlik bildirir. " insan ahmak" gibi, dünya muğlak.. muğlak da olmayabilir belki :) dün sonra bir arkadaşımla karşılaştım yolda, görüşmek niyetindeydik zaten, hoş oldu karşılaşmak, biraz oturduk, sohbet ettik, sohbet ettiğimiz yerde fonda bu şarkı çalıyordu " i want to know" "bilmek istiyorum" sözlerin devamı fransızca, o yüzden ben de canım neyi bilmek istiyorsa öyle hayal ediyorum. bilmek istiyorum. bugünün garipliklerinden bahsediyoruz hıhım, işe gittim, çocuklarla sohbet ettim. çocuklardan duyduklarım da garipti. bugün bir yalınlık mı vardı neydi.. sevimlilikten arınmış bir yalınlık.. sonra işten çıkınca güzel bir arkadaşımla güzel çiçek kokuları olan bir mekana gittik. güzel şeylerden bahsetmedik. çirkin değildi hiç. garip desem tanımlar mı bilmiyorum. tanımsız evet. sonra babamların yanına geçtim, günlerdir üzerimizde gizli bir gerginlik vardı, kardeşimde bilmediğimiz bir rahatsızlık çıkmış gibiydi, doktorlar hep ayrı bir şey söylüyordu. bugün nihayet iyi bir haber aldık, turp gibi olduğunu öğrendik rahatladık. insan rahatlayınca daha evvel ne kadar gerilmiş olduğunu fark ediyor... rahatlama ile mutlu mesut eve geldik, içeri girdik, haber turk açıktı ve ekranda 367 sayısının gerekliliğinde karar kılındı yazıyordu. canım sıkıldı. bu sıkıntının üstüne daha başka bir şey oldu. bunu unutturacak bir düşünce geldi, kondu. hayat garip. ayşe'nin söylediği şey geldi aklıma, ne oluyorsa güzel oluyordur. buna inanıyor muyum? dün sohbet ettiğim arkadaşım itinayla heves kelimesini kullanıyordu inanç yerine. özen göstermek lazım kelimelere. "her fiiliyatında bir terakki var" diyor imam rabbani. bir terakkiden söz edeceksek toplumsal bir terakkiden de söz edebilir miyiz diye düşündüm, bugün "normalleşiyoruz" dediğin geldi aklıma. zeitgeist. acaba normalleşiyor muyuz? daha cümle bitmedi evet, bakalım ne çıkacak bizden.

Sunday, April 29, 2007

belief



inanç: kuyunun en karanlık yerinde boşluğa bakıp gülümsemenizi sağlayan şey. hmm..

(j m, 31.01.2006 04:35 ~ 04:37)

Saturday, April 28, 2007

sen de gel oyna susam sokağında

pur bu sabah arkadaşlarıyla kahvaltı etti, üç yandan hediye paketleriyle karşılaşınca mutlu oldu " aa ama bugün benim doğum günüm değil ki" dedi, paketleri açınca bir winnieli, tiggerlı resim çerçevesi, bir moru koyu, pembesi yeşili canlı eşarp ve bissürü film gördü. teşekkür etti, şükretti, "ne kıyak arkadaşlarım var benim" diye içinden geçirdi . sonra arkadaşlarıyla beraber rüya terapisi seminerine gittiler. uuf ne güzel bi dersti. deniz fenerinin en üst katında çok güzel renkler gördü. pur renkleri çok sever. sonra kısıklıya çıktı, avcı kazım sokaktan geçti, yine fotoğraf çekti, üst sokakta leylaklar gördü, çok güzel çiçekli ağaçlar gördü. arkadaşının evine gitti. pastaydı, börekti, ikramlar gördü. sonra yine üsküdarına indi, arkadaşlarını müzik terapisi dersinden çıkmış, dingin gördü. beta mıydı neydi yaydıkları. çok güzel sohbetler etti, gönlünde muhabbetler uyandı. sonra otobüse bindi, annesinin kucağına yatmış iki kız çocuğu gördü, kadıköyüne indi, sokaklarda çok güzel resimler ve kediler gördü.

ne güzel bir gün geçirmişsin pur.

Thursday, April 19, 2007

günden

günün sabahı
otobüsteyim, yanımdaki hanımın gazetesi gözüme çarpıyor sürekli, midem bulanıyor. başka bir düşünceye kaçasım geliyor, yine bulanıyor. karacaahmetin önünden geçiyoruz. bir mezarlığa uzanasım, mezarı kucaklayasım, toprağa sarılasım geliyor. gazetenin arka sayfasını çevirdi kadın, madonna tüm yetimleri korumasına almış, öyle diyor haber.

günün öğleni
çocuklara tiyatro çalıştırıyoruz, arif kemal koca seyit rolünde, çanakkale savaşında 275 kilo bir mermiyi kaldırdı, ibrahim cevat paşa rolünde. arif kemal soruyor hangimiz daha büyük askeriz, diyorum ibrahim paşa, onun rütbesi daha büyük. diyor: ama ben onu kaldırabilirim.

öğleden sonrası
at binmeye gittik. bugün cemileye değil de yüksele yükseldim. yüksel cemileye göre daha yüksek bir at, ayrca daha hızlı. daha keyifliydi bugün at binmek. kasabanın şerifi oldum.

günün akşamı
hülya teyzeye gittim akşam, bana şeyh san'a'nın hikayesini anlattı. aklıma ilkbahar yaz sonbahar kış filminin sonbaharı geldi sonra. fındıklı muhallebi ikram eti nurhan abla, çok lezzetliydi. cumadan beri canım kakuleli kahve çekiyordu, cuma günü hümeyra teyzede içmişler, ben gidememiştim. emine ablayı aradık sonra, afyondaymış, çok rahatmış. bir de arkadaşlardan güzel haberler verdim hülya teyzeye, sevindi. dışarı çıktım sonra, çok güzeldi akşam güneşi.

günün az evveli
zeynep dedi ki bu isim sana yakışıyor. bu isim: necati.

Wednesday, April 18, 2007

the science of sleep filminden