Saturday, November 06, 2010

şalter indirmeyin halter kaldırın

askere gidenlere bir nasihat olarak denir ki 6 ay (en az) şalterleri indireceksin, duymayacak, görmeyeceksin.

ben işte, bu şalter indirmelere taktım bu aralar. yani aslında basbayağı görüp duyuyoruz ama bir emir veriyoruz sistemimize bunu görme, duyma diye. insan ilişkilerinde de olur böyle emirler, askerlikteki gibi dayanılır olmayan durumlara dayanmak zorunda kalınırsa yahut dayanmak zorundaymış gibi hissedilirse. aslında bu beceri otomatik olarak bizde mevcut, çok ağır travmatik yaşantılarda o olaya yabancılaşarak devrelerin yanmasına engel oluyor sistem, bu güzel. ama bu beceriye sahibiz diye şalterlerimiz kapalı yaşamamız mı gerekiyor sürekli?

yaşasak ne olur ki diye sorduğunuzu duyar gibiyim :P yaşasak şu oluyor, biz duymuyoruz, görmüyoruz sanıyorken duyuyor görüyoruz aslında, yaşadığımız "saçmalığı" aklımıza uyduruyor, rasyonelleştiriyoruz, içimize sinmeyeleri sindiriyoruz yani sindiğine inanıyoruz ama kuytularımızda kim bilir neler saklıyoruz...

saklamayalım da yanalım mı dediğinizi duyar gibiyim :P sen yanmazsan, ben yanmazsam o yanmazsa, herkes kendi evinin önünü yakmazsa. neyse aslında bazen de kendi kendimize ediyoruz, mesela diyoruz ki her Türk asker doğar, askere gitmeden olmaz diyoruz, sonra da dayanabilmek için şalterleri indiriyoruz. mesela diyoruz ki ben bu adamı seviyorum, dur şalterleri indiriyim :) sonra neler saklıyoruz acaba kuyularımızda, kuytularımızda.

inik şalter tespit testi


prensesler için:

kırk yastığın altına bezelye.

sade vatandaş için:

bu durum şöyle olsaydı, bir de böyle olsaydı diye alternatiflerini düşünmece. işe sabahın köründe gitmeseydim, bu kadın biraz daha az sivri dilli olsaydı, bu adam biraz daha düzenli olsaydı, bu iş biraz daha ödüllendirici olsaydı vs..

başka ihtimali daha sevimli geldiği halde elimizdeki ihtimal "kaçınılmaz" olan diye sürdürdüğümüz haller inik şalter alameti olabilir...


No comments: