Friday, March 22, 2019

burası evimiz




Geçen hafta bugün Yeni Zelanda'dan gelen çok acı bir haberle güne başlamıştık. müslüman bir göçmen olarak sadece bu yas ve acıyla değil aynı zamanda güvensizlikle de, çok büyük bir güvensizlikle de bir anda çarpışmış ve hatta çarpılmış oldum. İlk gün sokakta gördüğüm beyaz amerikalıların gözlerine bakmak istemiyor, hiç ama hiç güvende hissetmiyordum.





Sonra Amerikalı arkadaşlarımdan acımı hafifleten mesajlar geldi, dünyanın her yerinden bu mesajlar gelmeye devam etti. Yeni Zelandalıların, tüm ülkenin, Jacinda Ardern'in bu acıya, acımıza yaklaşma biçimleri yeniden güvende hissettirdi.

bu arada kendi ülkemi düşündüm, yıllardır hiç şaşmadan çalışan bir makine gibi öteki üreten ülkemi. 
6-7 eylül'ü, 2 Temmuz'u, 19 Ocak'ı. 
geçmişteki tüm ötekilere, bugünün ötekilerine ve yarının muhayyel ötekilerine sarılmak istedim,
burası eviniz, burada güvende olmanız lazımdı. 
burası evimiz.


Wednesday, March 13, 2019

ilmek ilmek örülerek

Trevanian*'ın Shibumi'sini yirmili yaşlarımın başında okumuştum. Nicholai Hel karakterinin inşa sürecini izlemenin heyecanını hatırlıyorum. Macerası boyunca, başından geçen herşeyin, tüm zorlukların, zorluklarla mücadele ederken kazandığı yeteneklerin, öğrendiği birbirinden alakasız bir sürü şeyin bir araya gelince oluşturduğu enteresan ahengi okumak çok etkileyiciydi.

Tam da onu, başka biri değil de Nicholai Hel yapacak yolculuğun ilmeklerini takip etmek, aslında yaşadığım hayatın beni başka biri değil de Aslıhan Havva Başgül yapacak bir yolculuk olduğunu fark etmek demekti. Bu yolculuktaki her bir şey çok özel ve kıymetliydi, çok özel ve kıymetli.
Her birimizin yolculuğu öyle..

* Trevanian: Rodney William Whitaker'ın müstear ismi, ben de şimdi öğrendim yazıyı yazarken. 


isterseniz şöyle bir ağaç çizin:

Wednesday, January 02, 2019

aktif imajinasyonun suyunu çıkarmak

Seanslarda yapmayı en sevdiğim şeylerden biri aktif imajinasyon.
hadi o korkuyu yaşadığın ana gidelim, hadi en kötü senaryoya, içinde en huzurlu, güvenli hissettiğin ana, en geriye, en başa. annenin karnındasın, doğumundasın, doğdun, ananın kucağındasın, bak büyüyorsun...

Geçenlerde dhafer youssef NY'a geldi, müziği de biraz "değişik",  Fatih ve bazı arkadaşlar çok bağ kuramadılar ben de tamam dedim, o zaman yalnız giderim. yalnız başıma sinemaya gitmeyi çok severim,  alışverişe, kütüphaneye, müze, sergi gezmeye..  ama ilk defa bir konsere yalnız başıma gittim. Ve hiç de sevemedim. Ama konser çok güzel.. ben hiç rahat hissetmiyorum, nasıl ol filan derken.. bir baktım  Aslı (uzun olan)  yanımda sallanıyor müzikle, bir baktım Özlem kıkırdıyor, Tayyibe mutlu oluyor, bir baktım Yasemin hayran hayran izliyor, Esra iç çekiyor, sesini inceltip acaip numaralar çektiğinde leyla beğeni kahkahasını atıyor, Gökçe, Selin yanımda eğleniyor, Fatih arkamdan sarılmış beraber sallanıyoruz müzikle. Beraber konser izleyip keyif aldığım herkesler yanımda, hatta daha önce beraber izlemedik ama neden olmasın kontenjanından Kevserciğim de var.
bir anda konser benim için bambaşka bir zevke dönüşüyor, hoop bir iki saatte İstanbul'a gidip, sevdiklerimi görüp, beraber konser dinleyip dönmüşüm gibi.

akşam da oturdum babamı düşündüm, hep içim buruktu, düğünümdeki eksikliğinden. baba demek dağlar, taşlar demek, çok büyük birşey demek, eksikliği de çok büyük. ben de oturdum, yeniden evlendim, babamın elini öptüm, o benim alnımdan öptü, hayır dualarını etti, neşelendi, gözleri güldü
ve böylece tamam oldu, eksik olan.

ruh için zaman ve mekan yok.



Zülfü Livaneli - Doğdukları Yerde Ölenler




Monday, November 12, 2018

insanlık halleri


insan tek değildir, 
muhtaçtır,
doğmuş, doğurulmuştur, 
dengi, benzeri çoktur. 
derdi de devası da budur. 

biricik olamamaktan yaralıdır, 
muhtaç olmaktan, yetememekten,
ana-baba, evlat olmaktan,
başkası gibi olmaktan.

devası yarasındadır, büyüsü, sırrı. 


katıldığım terapi eğitimlerinde dünyanın her bir yerinden insan oluyor, dünyanın her bir yerinden insanı sanki yaraları birbirine bağlıyor. Diyor ya şair "gözyaşıymış insanın insana raptolduğu cevher" diye, herşeyimiz ayrışsa bu en derin yaralarımız benzeşiyor. en derinleri çok seviyorum.

Tuesday, July 03, 2018

iç düzen


geçen gün fırını temizlerken parmağıma bir şey battı, kabaca çıkarttım ama çok kabacaydı.
içinde bir parçacık kaldı. vaktim yoktu çıkarmaya; fırını temizlemeye ve oradan da fırın ile ara verdiğim mina'yla ilgilenme işine devam ettim.
içerde kalıp ince ince acıtmaya devam etti bu arada o küçük parça. az evvel oturdum, uğraştım çıkardım. uğraşırken bir yandan kendimle de uğraştım, içimdeki ses bununla uğraşacağına başka şeyler yap diyordu  "daha önemli şeyler",  hep var bu yapılması gereken "daha önemli şeyler"den. ama kaldım, o anın içinde, çıkarttım parçacığı, ufacıcık bir şeydi ama çıkınca rahatladım.
bir kaç yıldır hep zamandan yana sıkışık hissediyorum. sıkışıklık sıkıştıran, kontrolü kaybettiren bir şey. bir dolabın içini eşyayla doldurun, sonra içine yeni bir şey koymaya çalışın, yer kalmamış olsun, herşey dökülsün, karışsın, kapağı kapatınca içerden  patır kütür sesler gelsin her şey aşağı iniversin. size işlerin yolunda gitmediği söylesin o patırtı. işte öyle bir şey.
halbuki içerde yer vardır muhtemelen, sadece dolabın önünde biraz durmak gerekiyordur, düzenlemek biraz. durmak. düzenlemek.

bu konuda şanslı ve yetenekli hissediyorum aslında çok şükür,  durup düzenleme işi için  kendime hep zaman açtım.  durmayıp dinlenmediğimde, kendimi dinlemediğimde işlerin sarpa sardığı zamanlar oldu ama sonra yine durup dinledim, dinlendim, düzenledim, yenilendim ve işler yoluna girdi. ama bu hiç bitmeyen bir çaba. bir kere yapınca tamam olmuyor, hiç birşey öyle olmuyor ya şu hayatta. bu defa dinlenmek gereğini fark etmem biraz uzun sürdü. yeniliklere, değişimlere, en çok da anneliğe uyumlanırken hep koşturmam gerek gibi hissettim. hep bir sonraki anın içinde ama bu anda değil. en büyük rahatlamayı geçen yıl hipnoz eğitimi esnasında yaşamıştım "ihtiyacın olan bütün zamana sahipsin" telkiniyle, Steven telkini hipnozdan çıkarırken veriyordu, bir iki dakika içinde uyanacağımızı biliyorduk, ama zaman genişliyordu, o bir iki dakika genişti çok genişti. ihtiyacımız olanın hepsiydi. ama bunu bilemesek, duyamasak acele eder, izin vermezdik kendimize. oysa izin verince tüm zamanlar, ihtiyacımız olan tüm zamanlar bizimdi. o hissi geri çağırıyorum bugünlerde, o hisle beraber hayatımın kontrolünü, tüm zamanları.
neyse düzenlemekten bahsediyordum, ben aceleyle, içimin dolabını sıkıştırıp tıkıştırınca  herşey üst üste bindi, dolap taşıyamaz oldu, baktım içersi çok havasız ve dolap dayanmakta zorlanıyor, bir yardım almak farz oldu. Gittim Marie Condo'yu çağırdım,  beraber katladık topladık, düzenledik. Bir gün sevgili Marie ödev verince fark ettim, ben bir süredir zaten o ödevi yapacak zamanı kendime vermiyordum zaten herşey de böylece başlıyordu. Şimdiye kadar hep düzenli olarak yaptığım yazmak, çizmek, okumak, dua etmek,konuşmak, dinlemek, dinlenmek, dans etmek, regüle etmek işlerini aksatmıştım ve çok uzun bir süre aksatmıştım. Şimdi ödevleri günü gününe yapıyor, biriktirmiyorum. Dolabı açıp herşeyi yerli yerine koyuyorum, dolabı açınca biraz mutlu da oluyorum. Mesela bazen yine zaman dar geliyor, ya da büyük bir parçayı kaldırmak, eski bir şeyi bulmak gerekiyor, dolabı açmadan evvel o sıkışıklık hissi yine oluyor ama kapağı açıp herşeyin yerli yerinde olduğunu bilmek rahatlatıyor, güven veriyor.



Thursday, June 28, 2018

Dinosaur Rap ve kapı önü





sevgili okur, bu postta dost kapısı çalmaktan bahsedecek ve sizlere güzel güzel şarkılar dinletecektim.



kumdan kaleler "ne zaman bir dosta gitsem evde yoklar" diyecekti, ardından, o dosta ya evde yoksa diye düşünüp hiç gidememekten, o tereddütten bahsedecektim "ya evde yoksan" diyen orhan baba şarkısı aracılığıyla, sonra yine de çalmak lazım kapıları diyecektim " çal çalsana kapımı" diyen birsen tezer şarkısıyla. sonra benim dost kapılarını gönlümce çalamama sebebim geldi ve dinosaur rap şarkısı dinlemek istediğini söyledi, hayır diyebilirdim tabii ama o zaman bu posttan tümüyle vazgeçmem ve yeni bir mücadele içine girmem gerekecekti, hiç içimden gelmedi.

bazen sadece sessizlik istiyor insan çünkü ya da dinazor rap.

extrovert anası bir introvert olmak konulu bir yazı da hayal edin burada. ben yazamıyorum şimdi.




Monday, May 28, 2018

saklama kabı



saklama kapları çoğunlukla saklama kabı vazifesi görse de bazen de paylaşma kabı vazifesi görürler.
gelen misafire çıkarken verilen yolluklar, sevgilimiz iş yerinde yesin diye koyduğumuz öğlen yemekleri saklama kabı kılığındaki paylaşma kaplarındadır.

purblog sen saklama kaplarımın en güzelisin, bazen paylaşma kabı da oluyorsun ne güzel.
saklama kabının hakkını vermek için dolaba kaldırdıklarını günlük aralıklarla kontrol etmek ve yeniden sofraya getirebilmek filan gerekir. dolapta öylece sonsuzca kalan saklama kaplarının akibeti hayrolmaz. içindekilerin de tabii. saklama kabı ya da paylaşma kabı olarak canımız olan kaplar saklanma kabına dönüştüğünde, saklanıp kaldıklarında dolabın bir yerlerinde, içindekini bozarlar. işlevlerini bozarlar. bozulurlar.

geçtiğimiz günlerde masal anlatıcılığı eğitimine katıldığımda fark ettim, anlattığım masalla kurduğum bağı, kendi masalım haline getirişimi, dönüştürüşümü, bende uyandırdıklarını, tüm bunların bende yarattığı şevki ve bu şevkin çok çok azını anlatmaya duyduğumu. doğru zaman gelsin, biri düğmeye bassın, kutuyu açsın hiç olmazsa burada bir kutu varmış  filan desin diye bekliyorum. dolapta bekliyor kaplar.
saklanma kapları.

halbuki şeylerin işlevlerini yapabilmesini çok önemsiyorum,  işlev denilenin, o şeyin kaderi gibi olduğunu düşünüyorum. eğitimde benimle konuşan masal da bununla ilgiliydi daha doğrusu ben böylece evriltmiştim. belki dolaptan çıkarırım masalı, sahurda veya iftarda.

yine mi güzeliz yine mi çiçek



sevgili purblog,
görüşmeyeli çok uzun zaman oldu, neden bu kadar uzun zaman oldu bilmiyorum ama bilirsin işte zaman oluyor hep öyle, durmak bilmeden akarak. neyse ki ve iyi ki.

zamanın akışı: Hülya teyze  "dünya ahiretin tarlası hükmündedir" derdi, bu hayattaki her bir an ahirette açılarak genişleyecek o yüzden buradaki her bir an çok ama çok kıymetli. yıllar süren saniyeler. mindulness 101.

Mekanı cennet olsun, geçtiğimiz ay vefat etti Hülya teyze, güzel anlarının çiçek çiçek açılması için dua edelim. Bizim de anlarımız çiçek olsun. Her bir an.


Thursday, January 04, 2018

taşınmak, rüyalar, ağaçlar ve meyveleri üzerine


rüyamda taşındığımızı gördüm.
eşyaları içinden çıkmış boş bir eve göre çok sıcak hissettiriyordu evin içi. camdan aşağı bakıp eşya yüklü kamyonun hareket ettiğini görünce hızla kapıyı kapatıp aşağı indim, indikten sonra fark ettim ışığı açık bırakmış olabilirdim.  geri dönüp kapatayım diye düşündüm, çünkü bu gece fırtına gelecek ve yarın evden çıkamayacağız, yeni evimizden.

bu gece gerçekten fırtına geliyor, yarın sabah da kar.  new york soğuk. taşınmak güzeldi ama. uyandığımda iyi hissettiren bir rüya gördüğümü fark ettim. rüyaların çalışma biçimlerine hayranım çok fena.

rüya gibi çalışabilmek isterdim, parmak ucunda yürür gibi ama bastığı yere kök salar gibi.

kök salmakla ilgili bir iki sözüm vardı, kevser'in ajandası sormuştu insan değişir mi diye.
cevabım hem evet hem hayırdı. değişmez dedim, çünkü bir tohumumuz, bir çekirdeğimiz varmış gibi hissederim hep, hani çocukluğumuzla hatta bebekliğimizle bugünümüzü bütünleyen, tutarlayan bir şey varmış gibi. (belki de hafızanın işidir sadece bu bütünlemek)

değişmek de şöylesi bir şeydi belki: tohumun beslenmesi, yeşermesi, sararması, solması, beslemesi, meyve vermesi, tohuma kaçması, dinlenmesi, dinlendirmesi, budanması, törpülenmesi, gölge olması, yuva olması, yeşermesi, kök salması..

büyük bir incir ağacı olarak söyleyebilirim ki, kök salmak çok güzel ve bazen de küçük bir limon ağacı olarak da söyleyebilirim aynını.

ama rüyamda işte taşındığımızı görünce, büyük bir incir ağacı olmadığım için şükrettim. belki de ağaçlar meyveleri vesileyle  taşınırlar, candan cana. ( candan cana candan cana aaa aşık oldum ben sana)

meyve vermekle ilgili: alak suresinin mealini paylaşmıştı portakalağacı instagram hesabında. alak suresi sadece okumayı değil, yazmayı da buyurur diye.  çok sevdim böyle okumayı.
okumak ve yazmak nefes alıp vermek gibi, almak ve vermek, birbirleri ardınca.

Monday, October 16, 2017

her gün biraz daha yakın

irvin yalom'un terapi hikayelerinden oluşan kitabının ismiydi. kitaba dair çok bir şey hatırlamıyorum.
ama her gün biraz daha yakın olduğumu hissediyorum.

"ademoğlu günlerden oluşmuştur, her gün bir parçası eksilir "

her gün biraz daha yakın olmanın türlü çeşit halleri var, bazıları daha sevimli.
iki günü birbirine eşit olmadan, her gün biraz daha yakın olmak var mesela.

başka yakınlıklar da var, her gün biraz daha. evcilleşen bir tilki gibi.
makul ölçülerde evcilleşen bir tilki gibi.
tilkiler gibi, her gün biraz daha yakın ama kuyrukları da birbirine değmeyen.

burada dünyanın bir ucunda, çok özlediğim yakınlar var, gıyaben özlüyorum.
bazı günler biraz daha yakın.
burası biraz uzak.


Friday, October 06, 2017

sonsuz ol diye

Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız
Biz kirli ve temiz çamaşırları
Aynı zaman aynı minval üzere katlarız
Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız


Sezai Karakoç

ve 

nasıl çekip gitmiş bir şaman
çekip gitmiş, bir şaman değilse en çok
benim gibi sonsuz bir at
hiç koşmuyorken de attır.


ah muhsin ünlü 





Monday, September 25, 2017

constantinapur


Mina bazen bir otobüste uyur ve uyanınca kendini bir kafede bulur. Bir kafede uyur ve bir uyanır ki bir trende. Bir uyur trende, uyanır yatağında. Yatağında uyur, uyanır ki uçakta. Uçaktadır ve biraz sonra İstanbul'da. Şaşırmaz hiç, yanında annesi vardır veya babası.
Hani Lost dizisinde Penny, Desmond'ın sabiti (constant) idi ya, Mina'nın da öyle bir sabiti var. Annelik güzel şey.

Friday, June 23, 2017

Kendi halinde bir yabani sarı yeşil olmak

Dün gece rüyamda İtalya'da olduğumu gördüm;  bir salıncak vardı ağaca kurulu, sarı, taşlı bir patika, boza çalan yeşil, az insan eli değmiş yeşil.

Bu ülkede sevdiğim şeylerden biri en dağ, taş, yeşil alanın bile medenileşmiş, düzenlenmiş, organize edilmiş olmasıydı. Ama içten içe o yabani sarı yeşili nasıl da özlemişim, İtalya kılığına girerek gösterdi bana kendini. Rüyalar böyledir işte kılık değiştirirler.



Wednesday, May 24, 2017

Dini Allah'a has kılmak

Hani bazen bir arkadaşınız vardır çok seversiniz bu arkadaşınızı ve onun çok sevdiği bir arkadaşı vardır, siz onu belki daha da çok seversiniz. Ama asıl hukunuz bahsettiğim ilk arkadaşladır.  Sonra bir şey olur, o ilk arkadaşla aranız bozulur, yolunuz ayrılır ve o asıl çok sevdiğiniz arkadaşla da görüşemez olursunuz. Bazen insanların cemaatlerinin, yollarının hayal ettikleri gibi olmadığında kişinin düşebileceği hayal kırıklığını, iman krizini düşünüp üzülüyorum.  Dinle ilgili kafası karışan insanların bir çoğunda -bir zamanlar kendim de dahil- bu karışıklık o bağların birbirine fazla dolanmasındanmış gibi geliyor.  Teşbihte hata olmasın, Allah'la kurulan ilişkiyi sosyal bağlarla fazla bağlamak gibi. Allah'la kurulan ilişkiyi Allah'a has kılmak da onunla bire bir bağ kurulacak yollar aramak demek olabilir diye düşündüm bu sabah. Yani bu demek değil ki çok sevdiğimiz arkadaşlarımızla ille de yalnız görüşeceğiz, ama ekseriyetle yalnız görüşmek o bağı ona has kılmak uzun vadede o ilişkiyi koruyucu olabilir. Bağların önceliği ve yoğunluğuyla ilgili bir şey anlatmaya çalıştığım şey.

Şimdi Ölmek İstemem

Dün Akif Emre'nin vefat haberini duyduğumda ağlamaklı oldum, haberi paylaşan kimi görsem aynı duygudaydı. İkibinlerin başında Bilim Sanatta derslerine katılırdım rahmetlinin, bir iki sefer tramvayda da karşılaşıp ayak üstü konuşmuştum. İyi bilirdik, mekanı cennet olsun.

Bu vefat haberinin üzerine öyle ölmek istedim, arkamda eserler, öğrenciler, dualar, güzel işler bırakmış olarak.


Friday, April 21, 2017

sayısız penceren vardı


bir bir kapattım,
bana dönesin diye bir bir kapattım. T.U


bazen bu sunturlu yere gelişimize şükrediyorum, sayısız pencerem vardı çünkü. ve sayısız pencereler çok yorucu olabiliyormuş, hem insanın kendisi hem de ilişkileri için.

şimdi yeni pencereler açıyorum, açıyoruz beraber, sayılı pencereler.
sayılı olan iyidir.
pencereler ve perdeler de. kapılar ve odalar önceki yazımızın konusu idi.

kendine ait bir oda


"ben kapılarıma hiç kilit vurmadım ki, ben seni kendimden çok ayırmadım ki" N.Ö 

kendine ait bir oda:  "Bir kadın eğer kurmaca yazacaksa, parası ve kendine ait bir odası olmalıdır"  V.W 

"Bir kadın eğer kurmaca yazacaksa veya yazmayacaksa, kendine ait bir odası olmalı, hayali veya gerçek.  " A.L

ilgili ilgisiz serbest çağrışım: zihin sarayı, ay sarayı 

mavi sakal masalındaki oda kime ait diye bir küçük sohbet yayını yapmıştık instagramda, odanın sahibi mavi sakal mı, karısı mı, yoksa karı koca arasında ayrı gayrı olmaz mı diye başlamıştı sohbet.

sevgili v yaka demişti ki, tamam oda mavi sakalın ama anahtarı karısının eline verip, sakın kullanma diye tenbihleyerek test etmek de ne oluyor? 
v yakanın olaylara bakış şeklini sevdiğimi söylemiş miydim? 

neyse oda bence de mavi sakalındı ama karısının da bir odası olabilmeli kendine ait.  kilit vurmasınlar kapılarına, tehlikelerden emin olsunlar ve  kilit vurmadan uyuyabilsinler. ama iki ayrı kapı iki ayrı oda olsun, üçüncü bir oda da olsun, beraber uyusunlar.  

ilgisiz serbest çağrışım: beraberce uyumak 











Not: sevgili Writersindatca terapihergun.com'daki "eksik parça büyük O ile karşılaşıyor" yazısına bir soru bırakmıştı,  bu yazıyı gecikmiş ve kendi halinde bir cevap olarak kabul buyursun. 

 writersindatca: Aslıhancığım, bu videoyu paylaştığın için teşekkürler. İlişkilerde birey olmak ve birey kalmak kadınlar için daha mı zor, bizim kültürümüzde yetişmiş kadınlar için daha da mı zor diye düşünüp duruyorum. Yoksa her iki cins için eşit derecede önem arz eder mi, emek gerektirir mi?

Wednesday, April 05, 2017

nehy-i ani'l münker


insan insana aşık olmaz güzelim
insan insanın yanında bile durmaz (Alper Gencer)

İşte o gün kişi kardeşinden kaçar,
annesinden, babasından,
eşinden ve çocuklarından.
O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.
O gün bir takım yüzler parıl parıl,
güler ve sevinir.
Yine o gün bir takım yüzleri de keder bürümüş,
Hüzünden kapkara kesilmiştir.
İşte bunlar kafirlerdir, günahkarlardır.

Abese 34-42

insan insana aşık olmaz, gönül gönüle raptolur diyor Gencer.

Kalplerimiz onun elindedir, Rab dilerse rabteder. Gönlün sevgisi temizdir, latiftir, hadsiz hududsuzdur.

"Gözyaşıymış insanın insana rabtolduğu cevher" İsmet Özel

Nefslerimizse manipülasyona açıktır, öveni sever, yerene kızar, iltifata kanar, hediyelere aldanır.
Bir derste bunu anlatmıştı Merter, nefsin iltifatlara kanmasını, karşı karşıya gelmiş iki "ben" "ben" diyen nefsin çarpışmasını, sonra nefsimiz için sevdiklerimizle gönülden temas kuramadığımızda onlara nasıl kızdığımızı, kızgın kaldığımızı.

"Artık kimse kendisine kusurunu söyleyecek candan bir dost bulamıyor" demişti bir sosyal bilimler sempozyumunda bir konuşmacı, o zaman biraz anlamıştım ne demek istediğini ama bugün başka türlü, daha derin bir anlamayla anlıyorum.

Tarifi: Çok sevdiğiniz birine size zor geldiği halde onda gördüğünüz bir kusur varsa söyleyin, nefsinizin bundan beslenmesine izin vermeden, sadece sevginiz ile konuşun. O da sevgiyle yanıt verir size inşallah. Sonra bir bakıyorsunuz ki onu şimdi eskisinden daha çok, daha bir başka seviyorsunuz.

ipucusu: kişiyi kusurlu hareketin kendisi gibi görmemek, hatta kusurlu hareketi bas bayağı ötekileştirmek, letafetimize, yaradılışımıza, emanetimize yakışmayan bir yabancı haline getirmek.