film ekimi filmleri ekmeyi ve de filmlerde bize eşlik edecek arkadaşlar tarafından ekilmeyi anlatan bir tamlamadır.
ben bu sene katıldım film ekimine. salı günkü film için çarşamba günü üç kez ekildim, sonra dördüncü kişi ile sinema kapısındayken biletin üstüne bakıp " aa bu da mı" dedim.. niye mi öyle dedim? bir önceki seansta film başlayınca aslında yanlış filmde olduğumuzu fark etmiştim. bu fark edişle beraber biletin üstüne baktığımda gördüğüm tarih 14 ekim idi ve biz o esnada ekimin 15'inde idik. neyse artık bir kere gelmiştik, izleyecektik. izledik. vasat bir filmdi diyebilirim. bir sonraki film ise çok görmek istediğim bir filmdi, fragmanını izlerken, hakkında yapılan yorumları dinlerken görmeliyim muhakkak dediğim bir filmdi. nasip değilmiş... bundan iki sene evvel film festivalinde çok istediğim bir filme otobüste nasıl bilet bulduğumu anlatmıştım yine böyle bir blog üstünde, nasip kısmet dedim işte.. bu sayede ben de ekmiş oldum film ekimi filmlerini.
böyle talihsiz bir festival oldu diyeceğim ama pazartesi günkü harikulade wong kar wai filminin hakkını yemiş olurum, o filmin gününü şaşırmamışım çok şükür... gittim, seyrettim, etkilendim..
çok şiirseldi zamanın külleri..
Thursday, October 16, 2008
Saturday, September 27, 2008
tatil sevinci
tatil denen şey ne güzel birşeymiş, ne tatlı, ne hoş birşey... sabaha kadar misafirlerimle sohbet ediyorum, öğlene kadar uyuyorum, akşama kadar yağmurlu sokaklarda uzun yürüyüşler yapıyorum, akşam da yüzümde ballı maskem, ayaklarımda naneli krem (yürüyüşler sahiden uzundu), filmler seyrediyorum.. pek memnunum hayatımdan...
rüyalarım da pek hoş.. bu sabah rüyamda bir film ekibi gördüm. rüya içinde rüya gibi film içinde filmdi. bu film ekibi bir mezarlıkta çekim yapıyor ve çekim esnasında beraber hareket eden üç arkadaş, yavaş yavaş başka taraflara yöneliyor. önce ışıkçıydı sanırım, o ayrılıyor, ilginç birşey görüp onun peşinden gidiyor. ardından kameraman, kamerasını gözüne yapıştırmış olduğu halde yürürken yanındaki arkadaşından ayrılıyor ama sanki kamerayla gördüğü yerin dışında başka bir yeri göremiyor gibi gözüküyor, arkadaşının yanından ayrıldığını fark etmiyor bile. sonra kalan diğeri de başka bir tarafa gidiyor.o da gittiği yerde başka bir ekip ile karşılaşıyor, o ekibin eksik parçasıymış meğer, hemen dahil oluyor. mezarlık başına bir adam geliyor, charlie chaplin kılıklı bu adamın boynunda numaralar yazıyor. bizim adam bu numarayı görüyor ve mezarlıktaki siyah, nostaljik ev telefonundan bu numarayı çeviriyor, telefonu da halası açıyor. filmin sonunda bu adam bir kadınla sohbet ediyor, kadın bilim kadınıymış, önlerinde bir sürü kitaplar var, konu da evrimsel psikoloji. kadın adama diyor ki "ancak çok özel olanlar türlerinin sürdüregeldiğinin dışında bir davranış sergileyerek bir şeye kavuşurlar." bu cümledeki davranışın rüyada çağrıştırdığı şey bir feragat, bir serdengeçicilik idi..
güzel rüyaydı, hoş rüyaydı...
hayırlara gitsin..
rüyalarım da pek hoş.. bu sabah rüyamda bir film ekibi gördüm. rüya içinde rüya gibi film içinde filmdi. bu film ekibi bir mezarlıkta çekim yapıyor ve çekim esnasında beraber hareket eden üç arkadaş, yavaş yavaş başka taraflara yöneliyor. önce ışıkçıydı sanırım, o ayrılıyor, ilginç birşey görüp onun peşinden gidiyor. ardından kameraman, kamerasını gözüne yapıştırmış olduğu halde yürürken yanındaki arkadaşından ayrılıyor ama sanki kamerayla gördüğü yerin dışında başka bir yeri göremiyor gibi gözüküyor, arkadaşının yanından ayrıldığını fark etmiyor bile. sonra kalan diğeri de başka bir tarafa gidiyor.o da gittiği yerde başka bir ekip ile karşılaşıyor, o ekibin eksik parçasıymış meğer, hemen dahil oluyor. mezarlık başına bir adam geliyor, charlie chaplin kılıklı bu adamın boynunda numaralar yazıyor. bizim adam bu numarayı görüyor ve mezarlıktaki siyah, nostaljik ev telefonundan bu numarayı çeviriyor, telefonu da halası açıyor. filmin sonunda bu adam bir kadınla sohbet ediyor, kadın bilim kadınıymış, önlerinde bir sürü kitaplar var, konu da evrimsel psikoloji. kadın adama diyor ki "ancak çok özel olanlar türlerinin sürdüregeldiğinin dışında bir davranış sergileyerek bir şeye kavuşurlar." bu cümledeki davranışın rüyada çağrıştırdığı şey bir feragat, bir serdengeçicilik idi..
güzel rüyaydı, hoş rüyaydı...
hayırlara gitsin..
Friday, September 19, 2008
"ütopik olmasa da mistik inançların"
azize /aziyade/azade (burası bilinçüstü )
bilinç (burası bilinçyanı :P )
me/la/l. (burası da altı)
bilinç (burası bilinçyanı :P )
me/la/l. (burası da altı)
necati serdengeçti de bilinçüstünden gelenmiş meğer.
belki bir gün anlatırım size bu hikayeyi.
Friday, September 12, 2008
pötika
şimdi beklemeye başladım.
ben beklerken başbakan ile doğan şantajlaştı, yüzyılın yardım hareketi tartışıldı, hadronlar çarpıştırıldı, iran'da deprem oldu ve iş yerimdeki saatim durdu.
salı günü durmuş, çarşamba günü geldiğimde gördüm. aklıma çanakkale savaşında şehit olan bir tabur istanbul lisesi öğrencisinin şehadet dakikalarında duran okul saati geldi. saat hala öyle duruyor. benim saatim de öyle :)
butimar nekrofilik bir kuştur. biz burda kuşları severiz ama nekrofiliyi sevmeyiz.
güzel birşey anlatayım hadi size, haftasonu terapide hikaye kullanımı eğitimine gittim. pek güzel, pek keyifliydi... hani böyle sabit konularım vardır ya dönüp durup anlattığım, biri de anlatmaktır ya hani, şöyle bir hint sözü öğrendim, çok tanıdık geldi: "bir ağaç fırtınada yıkılırsa ne olduğunu sorma, hikayeyi kimin anlatacağını sor" hikaye bir de kimin dinleyeceğinden de etkiliyor sayın dinleyenler... şimdi size bir hikaye anlatacağım, ismi yanmış ağaç..
YANMIŞ AĞAÇ
Bir zamanlar, bir ormanda diğer ağaçlar gibi canlı ve yeşil durmayan bir ağaç vardı. Sanki üzerine yıldırım düşmüş ve büyümesi durmuş gibi bir hali vardı. Sanki biri gelip dallarını dibinden kesmişti. Ormandaki birçok ağaç, onun ölmüş olduğunu düşünüyordu; çünkü ömrü tükenmiş olsa da bazı ağaçlar ayakta kalabiliyordu. Fakat yanılıyorlardı. Çünkü bu ağaç içinin derinliklerinde bir yerde canlıydı. Sadece, nasıl diğer ağaçlar gibi büyüyüp, yaprakları olan güzel bir ağaç olunacağını bilmiyordu çünkü ona yıldırım çarpmış ve kötü bir biçimde yanmıştı. Bazen bir ağaç yandıktan sonra da büyümeye, yaşamaya, tıpkı diğer ağaçlar gibi olmaya azim gösterir. Ama bazen de yıldırımların ve fırtınaların şiddeti, ağaçların bir daha büyüyemeyeceklerine, yanmış, çirkin ve ölü görüntüleriyle, hep aynı kalmak zorunda olduklarına inanmalarına neden olur.
Bir gün bir kunduz tek başına gelip, ağacın ölü olduğunu düşünerek onu çiğnemeye başladı.
“Hey! Aah!” diye bağırdı ağaç.
Kunduz şaşırarak etrafına bakındı ve bağırdı: “Kim var orada? Benimle kim konuşuyor?”
“Benim!” dedi ağaç. “Canımı acıtıyorsun. Beni ısırmayı bırak!”
“Buna inanamıyorum!” dedi Kunduz. “Hiç de canlı görünmüyorsun. Bir çividen daha ölü görünüyorsun. Yanmış ve zavallı duruyorsun. Dalların kırık ve tek bir yaprağın bile yok. Ben oldukça sorumluluk sahibi bir Kunduzum ve canlı ağaçları asla yıkmam. Çünkü kendimi kötü hissederim. Senin ölü olduğunu sanmıştım!”
“Ben ölü filan değilim” dedi ağaç. “Hasta bile değilim.”
Kunduz ağaca şaşkın şaşkın baktı. “Madem ölü ve hasta da değilsin, neden bu kadar kötü görünüyorsun?”
Ağaç üzgün bir biçimde yanıtladı: “Nasıl büyüyeceğimi bilmiyorum. Nasıl yapraklarımın çıkacağını bilmiyorum. Tekrar nasıl canlı görüneceğimi bilmiyorum, çünkü yıldırım pek çok kez üzerime düştü ve nasıl büyüyeceğimi unutacak kadar hayatımda pek çok fırtına geçirdim.”
Ağaçlarla çok deneyimi olan Kunduz, yardım etmeye karar verdi ve öncelikle yanmış uçları temizlemesi gerektiğini anlattı. Dalların içinde ve dışında tüm ölü kısımlar yok olana ve yeni hayatın büyümeye başlamasına imkan oluncaya kadar tüm yanmış kısımları ısırıp attı. Ağaç, çok acı çekmemesine şaşırdı. Daha sonra Kunduz, ağaçlar için olan özel bir gübreyi ağacın gövdesine sürdü. Ağacın ihtiyacı olan gün ışığından ve sudan eksiksiz yararlandığına emindi. Çok kısa bir zaman içinde ağaç, nasıl büyüyüp gelişeceğini, nasıl güzel görüneceğini ve diğer ağaçlar gibi nasıl yeşil yapraklarla donanacağını BİLDİĞİNİ keşfetti. Ağaçtan yeni yapraklar filizlenmeye, ağaç büyümeye ve gelişmeye başlamıştı. Öyle ki, daha önce yıldırım düşmüş ve yanmış olduğuna dair geriye hiçbir iz kalmamıştı. Artık Kunduz ve ağaç çok iyi arkadaş olmuşlardı.
Çünkü Kunduz, ağacın güzel ve sağlıklı olmasına yardımcı olmuştu ve ağaç Kunduz için özel bir şey yapmaya karar verdi. Kunduzdan, dostluklarını simgeleyen bir şekil oymasını rica etti. Bu simge ağacın ön kısmına oyuldu. Böylece, oradan geçen herkes hayatınızın akışı içinde güvenilir bir arkadaşın ne kadar fark yaratabileceğinin farkına varacaktı.
ben beklerken başbakan ile doğan şantajlaştı, yüzyılın yardım hareketi tartışıldı, hadronlar çarpıştırıldı, iran'da deprem oldu ve iş yerimdeki saatim durdu.
salı günü durmuş, çarşamba günü geldiğimde gördüm. aklıma çanakkale savaşında şehit olan bir tabur istanbul lisesi öğrencisinin şehadet dakikalarında duran okul saati geldi. saat hala öyle duruyor. benim saatim de öyle :)
butimar nekrofilik bir kuştur. biz burda kuşları severiz ama nekrofiliyi sevmeyiz.
güzel birşey anlatayım hadi size, haftasonu terapide hikaye kullanımı eğitimine gittim. pek güzel, pek keyifliydi... hani böyle sabit konularım vardır ya dönüp durup anlattığım, biri de anlatmaktır ya hani, şöyle bir hint sözü öğrendim, çok tanıdık geldi: "bir ağaç fırtınada yıkılırsa ne olduğunu sorma, hikayeyi kimin anlatacağını sor" hikaye bir de kimin dinleyeceğinden de etkiliyor sayın dinleyenler... şimdi size bir hikaye anlatacağım, ismi yanmış ağaç..
YANMIŞ AĞAÇ
Bir zamanlar, bir ormanda diğer ağaçlar gibi canlı ve yeşil durmayan bir ağaç vardı. Sanki üzerine yıldırım düşmüş ve büyümesi durmuş gibi bir hali vardı. Sanki biri gelip dallarını dibinden kesmişti. Ormandaki birçok ağaç, onun ölmüş olduğunu düşünüyordu; çünkü ömrü tükenmiş olsa da bazı ağaçlar ayakta kalabiliyordu. Fakat yanılıyorlardı. Çünkü bu ağaç içinin derinliklerinde bir yerde canlıydı. Sadece, nasıl diğer ağaçlar gibi büyüyüp, yaprakları olan güzel bir ağaç olunacağını bilmiyordu çünkü ona yıldırım çarpmış ve kötü bir biçimde yanmıştı. Bazen bir ağaç yandıktan sonra da büyümeye, yaşamaya, tıpkı diğer ağaçlar gibi olmaya azim gösterir. Ama bazen de yıldırımların ve fırtınaların şiddeti, ağaçların bir daha büyüyemeyeceklerine, yanmış, çirkin ve ölü görüntüleriyle, hep aynı kalmak zorunda olduklarına inanmalarına neden olur.
Bir gün bir kunduz tek başına gelip, ağacın ölü olduğunu düşünerek onu çiğnemeye başladı.
“Hey! Aah!” diye bağırdı ağaç.
Kunduz şaşırarak etrafına bakındı ve bağırdı: “Kim var orada? Benimle kim konuşuyor?”
“Benim!” dedi ağaç. “Canımı acıtıyorsun. Beni ısırmayı bırak!”
“Buna inanamıyorum!” dedi Kunduz. “Hiç de canlı görünmüyorsun. Bir çividen daha ölü görünüyorsun. Yanmış ve zavallı duruyorsun. Dalların kırık ve tek bir yaprağın bile yok. Ben oldukça sorumluluk sahibi bir Kunduzum ve canlı ağaçları asla yıkmam. Çünkü kendimi kötü hissederim. Senin ölü olduğunu sanmıştım!”
“Ben ölü filan değilim” dedi ağaç. “Hasta bile değilim.”
Kunduz ağaca şaşkın şaşkın baktı. “Madem ölü ve hasta da değilsin, neden bu kadar kötü görünüyorsun?”
Ağaç üzgün bir biçimde yanıtladı: “Nasıl büyüyeceğimi bilmiyorum. Nasıl yapraklarımın çıkacağını bilmiyorum. Tekrar nasıl canlı görüneceğimi bilmiyorum, çünkü yıldırım pek çok kez üzerime düştü ve nasıl büyüyeceğimi unutacak kadar hayatımda pek çok fırtına geçirdim.”
Ağaçlarla çok deneyimi olan Kunduz, yardım etmeye karar verdi ve öncelikle yanmış uçları temizlemesi gerektiğini anlattı. Dalların içinde ve dışında tüm ölü kısımlar yok olana ve yeni hayatın büyümeye başlamasına imkan oluncaya kadar tüm yanmış kısımları ısırıp attı. Ağaç, çok acı çekmemesine şaşırdı. Daha sonra Kunduz, ağaçlar için olan özel bir gübreyi ağacın gövdesine sürdü. Ağacın ihtiyacı olan gün ışığından ve sudan eksiksiz yararlandığına emindi. Çok kısa bir zaman içinde ağaç, nasıl büyüyüp gelişeceğini, nasıl güzel görüneceğini ve diğer ağaçlar gibi nasıl yeşil yapraklarla donanacağını BİLDİĞİNİ keşfetti. Ağaçtan yeni yapraklar filizlenmeye, ağaç büyümeye ve gelişmeye başlamıştı. Öyle ki, daha önce yıldırım düşmüş ve yanmış olduğuna dair geriye hiçbir iz kalmamıştı. Artık Kunduz ve ağaç çok iyi arkadaş olmuşlardı.
Çünkü Kunduz, ağacın güzel ve sağlıklı olmasına yardımcı olmuştu ve ağaç Kunduz için özel bir şey yapmaya karar verdi. Kunduzdan, dostluklarını simgeleyen bir şekil oymasını rica etti. Bu simge ağacın ön kısmına oyuldu. Böylece, oradan geçen herkes hayatınızın akışı içinde güvenilir bir arkadaşın ne kadar fark yaratabileceğinin farkına varacaktı.
bu hikaye terapötik hikayeler isimli bir siteden alıntılanmış.. terapötik di mi?
Thursday, August 28, 2008
işimi sevdiğimi söylemiş miydim hiç?
deryacık bu hafta işten ayrılıyor, gurbet ellere gidiyor. gider ayak bir mail yazmış bizim mail grubuna, bir veda maili. bir kısmını buraya aktarıyorum çünkü bugün ben de işten ayrılacak olsam söyleyeceğim sözlerdir bunlar.. böyle seviyorum ben de işimi, iş arkadaşlarımı..
".... bilmenizi isterim ki sizleri tanimaktan, dahasi beraber calismaktan, ayni ekipte yer almaktan cok ama cok mutlu oldum. alanda ve meslekte, sizler gibi isine ozen gosteren, caliskan, bilgi paylasan, ureten, gelisen insanlar oldugunu gormek, ne yalan soyleyeyim bana cok iyi geldi :) her birinize ayri ayri tesekkur ederim..
pilot calisma sonunda, sizlerle bir araya geldigimizdeki heyecanimi hatirliyorum! ekibin onca buyumus olmasi, gozle inanilmasi zor birseydi! :) o heyecani hatirlayarak, giderayak birseyler demek istedim sizlere, nacizane..
inanilmaz guzel bir is yapiyorsunuz! dahasi, inanilmaz ozenerek yapiyorsunuz.. bildigim pek cok -saati milyonlar eden- meslekdasdan daha gayretle, ozenle, dikkatle, isine ve karsisindakine saygiyla calisiyorsunuz.. alip alabilecegi en iyi hizmet 3 dakikalik bir psikiyatr gorusmesi sonucunda elinde tuttugu receteden ibaret olan yuzlerce - binlerce insana ulasiyor, psikoterapi nedir'i bu insanlara en guzel ornekleriyle gosteriyorsunuz. bir suru insanin hayatinda yeni bir sayfa aciyor, "iyi ki yapmisim" diyecekleri adimlari atmalarina yardimci oluyor, bu ulkede psikolog-psikoterapist nedir ne degildir'e dair ciddi bir zemin ve soylem yaratiyorsunuz.. ellerinize, emeginize saglik..!! umarim, bundan sonrasinda karsilacaginiz cesitli zorluk ve sacmaliklarda, isin bu asil ozunu hatirliyor ve bununla motivasyon tazeliyor olursunuz.. tekrar.. ellerinize saglik!!! :)
bi kuple de pilot ekibe :) sevgili alev, aslihan, hacer, nuray ve seyma.. sizinle calismak ayri bi keyifti, hele bir gunde bir aylik hakedis yazdigimiz pazartesileri ve onu bile eglenceli hale getirisimizi unutmak mumkun degil :) size ozel tebriklerimi de sunmam gerek, cunku bugun bu kadar genis capli yapilan is, sizin emeginiz ve ozeninizle olabildi. sizi seviyorum :)....."
".... bilmenizi isterim ki sizleri tanimaktan, dahasi beraber calismaktan, ayni ekipte yer almaktan cok ama cok mutlu oldum. alanda ve meslekte, sizler gibi isine ozen gosteren, caliskan, bilgi paylasan, ureten, gelisen insanlar oldugunu gormek, ne yalan soyleyeyim bana cok iyi geldi :) her birinize ayri ayri tesekkur ederim..
pilot calisma sonunda, sizlerle bir araya geldigimizdeki heyecanimi hatirliyorum! ekibin onca buyumus olmasi, gozle inanilmasi zor birseydi! :) o heyecani hatirlayarak, giderayak birseyler demek istedim sizlere, nacizane..
inanilmaz guzel bir is yapiyorsunuz! dahasi, inanilmaz ozenerek yapiyorsunuz.. bildigim pek cok -saati milyonlar eden- meslekdasdan daha gayretle, ozenle, dikkatle, isine ve karsisindakine saygiyla calisiyorsunuz.. alip alabilecegi en iyi hizmet 3 dakikalik bir psikiyatr gorusmesi sonucunda elinde tuttugu receteden ibaret olan yuzlerce - binlerce insana ulasiyor, psikoterapi nedir'i bu insanlara en guzel ornekleriyle gosteriyorsunuz. bir suru insanin hayatinda yeni bir sayfa aciyor, "iyi ki yapmisim" diyecekleri adimlari atmalarina yardimci oluyor, bu ulkede psikolog-psikoterapist nedir ne degildir'e dair ciddi bir zemin ve soylem yaratiyorsunuz.. ellerinize, emeginize saglik..!! umarim, bundan sonrasinda karsilacaginiz cesitli zorluk ve sacmaliklarda, isin bu asil ozunu hatirliyor ve bununla motivasyon tazeliyor olursunuz.. tekrar.. ellerinize saglik!!! :)
bi kuple de pilot ekibe :) sevgili alev, aslihan, hacer, nuray ve seyma.. sizinle calismak ayri bi keyifti, hele bir gunde bir aylik hakedis yazdigimiz pazartesileri ve onu bile eglenceli hale getirisimizi unutmak mumkun degil :) size ozel tebriklerimi de sunmam gerek, cunku bugun bu kadar genis capli yapilan is, sizin emeginiz ve ozeninizle olabildi. sizi seviyorum :)....."
biz de seni seviyoruz deryacık :)
Monday, August 18, 2008
içler dışlar

"hep birşeyler dışarda kalıyor, bazen de ben" demişim geçen sene bir blogda, bu resmin yanında. başlık yine içler dışlar.
sağ köşeye aldığım eğitimleri yazdım, biri fuzzy logic, biri de fark ve cem eğitimleri. cem dersleri bitti bu dönem, şimdi fark derslerimi alıyorum :)
bir çizgi çiz ve içine herşeyi yerleştir, sen dışarda kal ve de ki... ben dışarda kalırsam bu bir farktır ama fark edememişim bunu ben.. ben de girmişim içine bazen, bazen de kalmışım dışında.. içindeyken cem demişim. sonra bazen dışarı bakışlar atmışım camdan, bir de ne göreyim biri kalmış dışarda, huzursuz olmuşum bisikletli çocuğun dışarda kalışıyla.. bazen de dışarı bakarken aslında dışarsı olmuşum, çünkü şöyle sorular sormuşum, derya içre balık gibi miydi acaba adem'in cennetteki hali, içinden bilmek ile dışından bilmek arası farkları düşünmüşüm... bazen de dışarsı olmuş da içersiyim sanmışım biraz grace olmuşum.
sonra yaz geçmiş, güz geçmiş, kış geçmiş, bahar gelmiş. bahar gelince yazlık mekana gelinmiş, bu bir mesafedir. insan kafa dinlemeye gider yazlığa. mesafeyle alakalı bir yazı koymuşum gelir gelmez buraya. böyle böyle süreçlerden sonra...
bugün mesih ile konuşurken birden aydınlanıverdim..
john hick, dini çoğulculuk kitabını okuyorum bugünlerde bu konuyla epey de alakalı..
Friday, August 15, 2008
teşhir saati
Wednesday, August 13, 2008
şifacı
"bunun üzerine eowyn'in kalbi değişti ya da en sonunda anladı.ve aniden kışı geçiverdi, içinde güneş parladı. "minas anor'da güneş kulesinde duruyorum" dedi "ve bakın! gölge gitti! artık cengaver bir kız olmayacağım ve sadece kılıçtan geçirilenlerle ilgili şarkıları dinleyip zevk almayacağım. bir hekim olacağım ve yetişen kısır olmayan herşeyi seveceğim" yine faramir'e baktı "artık kraliçe olmak istemiyorum" dedi.. "
yüzüklerin efendisi,kralın dönüşü, j.r.r tolkien.
yüzüklerin efendisi,kralın dönüşü, j.r.r tolkien.
Thursday, August 07, 2008
acı/ emdr
şimdi çok fazla acı var etrafımda.
insan acıya çok yakın olduğunda acaba benim de başıma gelir mi korkusunu duyuyor. istem dışı oluyor bu, istem dışı da korkudan korunuyor iç sistemleriyle. acıyı soyutluyor mesela. bu olay genelde şöyle şöyle insanların başına gelir diyor, acıyı dışarda bırakıyor, kapılarını sıkı sıkı kapıyor. şunları şunları yaparsam bu benim başıma gelmez diyor, kendine güvenli bir yerler buluyor. zihnimizin buna ihtiyacı var demek ki...
benim zihnim ne yapıyor bu arada bilmiyorum.. sanırım benim zihnim burda profesyonellik zırhına bürünüyor. emdr denilen tekniği seviyorum işte bu yüzden. çıplak olarak dinleyemeyeceğim acıları, üstümde zırhımla dinliyorum.. danışan ağlıyor, hıçkırıyor, kıvranıyor, şimdi burdan devam edelim diyorum.. buna neden devam ediyoruz diyor, yeter diye bağırmak istediğini söylüyor.. şimdi burdan devam edelim diyorum.. ama sonra yatışıyor.. yeter diye bağırmak isteyen canı yanan kadın/adam pamuk gibi yumuşuyor.. şimdi düşününce buna şahit olmak iyi geliyor sanırım bana.. acıdan korkan biriydim ben çok.. korkmuyorum demiyorum şimdi.. ama çok acı hikayelere çok canlı şahit olup orda duruyorum, acı çekenin yanında duruyorum, ağlıyor, kıvranıyor, duruyorum, taşıyor, kabarıyor duruyorum, duruyorum.. sonra duruluyor, duruyoruz... geçen gün acı çeken bir kadın dedi ki emdr esnasında, acısı iyice derinleşiyorken, "dur artık" der gibi bir tonla, "aslı hanım ben şimdi bir kuyunun içindeyim, bir el istiyorum ordan çıkmak için... " elim sizinle dedim, şimdi siz de tüm gücünüzle kendinizi yukarı itin... sonra devam ettik emdr'a..
emdr terapisti olmayı sevdim ben..
zihnim belki bir de böyle başediyordur, bu yeni bilgiyle.. biraz daha durursan burada acının ortasında, acıyla.. sükunet gelip konacak omuzlarına.. her gün bir iki saat bunun seyircisi olmak belki birşeyler katıyordur bana.. katsın Allah'ım noolur..
insan acıya çok yakın olduğunda acaba benim de başıma gelir mi korkusunu duyuyor. istem dışı oluyor bu, istem dışı da korkudan korunuyor iç sistemleriyle. acıyı soyutluyor mesela. bu olay genelde şöyle şöyle insanların başına gelir diyor, acıyı dışarda bırakıyor, kapılarını sıkı sıkı kapıyor. şunları şunları yaparsam bu benim başıma gelmez diyor, kendine güvenli bir yerler buluyor. zihnimizin buna ihtiyacı var demek ki...
benim zihnim ne yapıyor bu arada bilmiyorum.. sanırım benim zihnim burda profesyonellik zırhına bürünüyor. emdr denilen tekniği seviyorum işte bu yüzden. çıplak olarak dinleyemeyeceğim acıları, üstümde zırhımla dinliyorum.. danışan ağlıyor, hıçkırıyor, kıvranıyor, şimdi burdan devam edelim diyorum.. buna neden devam ediyoruz diyor, yeter diye bağırmak istediğini söylüyor.. şimdi burdan devam edelim diyorum.. ama sonra yatışıyor.. yeter diye bağırmak isteyen canı yanan kadın/adam pamuk gibi yumuşuyor.. şimdi düşününce buna şahit olmak iyi geliyor sanırım bana.. acıdan korkan biriydim ben çok.. korkmuyorum demiyorum şimdi.. ama çok acı hikayelere çok canlı şahit olup orda duruyorum, acı çekenin yanında duruyorum, ağlıyor, kıvranıyor, duruyorum, taşıyor, kabarıyor duruyorum, duruyorum.. sonra duruluyor, duruyoruz... geçen gün acı çeken bir kadın dedi ki emdr esnasında, acısı iyice derinleşiyorken, "dur artık" der gibi bir tonla, "aslı hanım ben şimdi bir kuyunun içindeyim, bir el istiyorum ordan çıkmak için... " elim sizinle dedim, şimdi siz de tüm gücünüzle kendinizi yukarı itin... sonra devam ettik emdr'a..
emdr terapisti olmayı sevdim ben..
zihnim belki bir de böyle başediyordur, bu yeni bilgiyle.. biraz daha durursan burada acının ortasında, acıyla.. sükunet gelip konacak omuzlarına.. her gün bir iki saat bunun seyircisi olmak belki birşeyler katıyordur bana.. katsın Allah'ım noolur..
Wednesday, August 06, 2008
bu yaz çok konser yaptı, çok da göç..
soljenitsin de dünyasını değişmiş
uzaklara giden edebiyatçılar yazı olabilir bu yaz,
yakınlara gelen solistler yazı da..
björk geldi geçtiğimiz günlerde, ben mutlu oldum.. sahiden hayranıyım bu kadının.. siyahkahve.com'dan hislerime tercüman bir alıntıyla anlatayım hayranlığımı:
"O akşam, ufak tefek bir dişinin, doğumundan beri gün be gün içinde büyüttüğü sıradışı bir dünyaya konuk olduk. Öyle müthiş sesler duyduk, öyle yerlere gittik, öyle güzel konuştuk ki birinci tekilin ağzından, sonsuza kadar konuk olmak istedik o dünyaya. Büyülü bir ormandı orası, kocaman bir şatoydu, bulutların üstüydü kimi zaman, kimi zamansa en kalifiye kıyamet tasvirlerini aratmayacak bir felaketin başkenti. "
yazının tümü için buyrun :
http://www.siyahkahve.com/index.php?cmd=7&textID=9828
uzaklara giden edebiyatçılar yazı olabilir bu yaz,
yakınlara gelen solistler yazı da..
björk geldi geçtiğimiz günlerde, ben mutlu oldum.. sahiden hayranıyım bu kadının.. siyahkahve.com'dan hislerime tercüman bir alıntıyla anlatayım hayranlığımı:
"O akşam, ufak tefek bir dişinin, doğumundan beri gün be gün içinde büyüttüğü sıradışı bir dünyaya konuk olduk. Öyle müthiş sesler duyduk, öyle yerlere gittik, öyle güzel konuştuk ki birinci tekilin ağzından, sonsuza kadar konuk olmak istedik o dünyaya. Büyülü bir ormandı orası, kocaman bir şatoydu, bulutların üstüydü kimi zaman, kimi zamansa en kalifiye kıyamet tasvirlerini aratmayacak bir felaketin başkenti. "
yazının tümü için buyrun :
http://www.siyahkahve.com/index.php?cmd=7&textID=9828
Tuesday, August 05, 2008
ben bugün

ben bugün mantarlı pizza yedim, midemde hala hissediyorum varlığını.
ben bugün basic ph testini yeniden yaptım, üstünden bir sene geçtikten sonra.. ve gördüm ki iyileşmiş birşeyler.. mutlu oldum..
basic ph test tarifi:
*bir kağıt alın ve altıya katlayın (geçen sene sekizli yapmıştık bu sene altılı yaptık, daha yalın geldi bana)
*birinci bölmeye aklınıza ilk gelen bir kahramanı ve özelliklerini yazı.
* bu kahramana bir görev verin, bu görevi tanımlayın ve ikinci bölmeye yazın.
* üçüncü bölmeye, kahramanın görevi yerine getirirken karşılaşabileceği zorlukları yazın.
* dördüncü bölmeye, kahramanın görevi yerine getirebilmesi için ihtiyacı olanları yazın.
* beşinci bölmeye görevin akibetini yazın.
* altıncı bölmeye de kahraman bir daha böyle bir görevle karşılaşırsa neler olabilir yazın.
sonra şunlara bir bakın:
inanç
duygu
sosyallik
yaratıcılık
bilişsel yetenekler
fiziksel yetenekler
bölmelerdeki tanımları gözden geçirip yukardaki özelliklerden hangilerini içerdiklerini her bölmeye not edin.
sonra da sayın bakalım hangi yetenekleriniz ağır basıyormuş.. ayrıca seçtiğiniz kahraman ve görev de bugünlerdeki gündemiz olabilir..
geçen sene okurlarımızdan ikisine yapmıştık bu testi, onları da yeniden yapmaya davet ediyorum. değişimi görünce inanamayacaksınız :)
ben bugün arkadaşlarımı çok seviyorum. her gün seviyorum da bugün de çok. şarkımız onlar için gelsin :
beatles yorumu şarkının ruhunu daha iyi hissettiriyor sanki
joe cocker yorumu da harika yıllar dizisini hatırlatıyor,
ben bugün sergio mendes yorumunu dinledim.
seviyorum bu şarkıyı.
Thursday, July 31, 2008
haberler
bizim hocanın filminin venedik'e gidiş haberi gazetelere düşmüş:
http://www.sabah.com.tr/2008/07/31/gny/haber,919D640564284D2BAB0C2692062BCFE2.html
http://www.ntvmsnbc.com/modules/habervideo/video.asp?CatID=0&cbVideo=6223&cbQuality=1
benim bir kaplumbağa olduğumun haberi de burç sitelerine:
"Dogum gününüze göre hangi hayvansın? (Kaplumbağa)
Uyumlu, sicakkanlı birisiniz. Size nasıl davranılmasını istiyorsanız siz de herkese öyle davranıyorsunuz.
Sadık ve dürüstsünüz, yapmacık insanlara ve dedikoduya karşısınız."
aynen alıntıladım, sitenin üslup konusunda kafası karışmış. önce bakmış kabuğum var gününüze göre demiş, sizli bizli bir üslup tercih etmiş, sonra bakmış uyumlu sıcakkanlıyım, hayvansın demiş. sensin hayvan diyeceğim ama dedikoduya karşıyım, maymun diilim ki dedikodu seviyim ayol :)
akrep burcu kaplumbağa ejderhası bildirdi.
http://www.sabah.com.tr/2008/07/31/gny/haber,919D640564284D2BAB0C2692062BCFE2.html
http://www.ntvmsnbc.com/modules/habervideo/video.asp?CatID=0&cbVideo=6223&cbQuality=1
benim bir kaplumbağa olduğumun haberi de burç sitelerine:
"Dogum gününüze göre hangi hayvansın? (Kaplumbağa)
Uyumlu, sicakkanlı birisiniz. Size nasıl davranılmasını istiyorsanız siz de herkese öyle davranıyorsunuz.
Sadık ve dürüstsünüz, yapmacık insanlara ve dedikoduya karşısınız."
aynen alıntıladım, sitenin üslup konusunda kafası karışmış. önce bakmış kabuğum var gününüze göre demiş, sizli bizli bir üslup tercih etmiş, sonra bakmış uyumlu sıcakkanlıyım, hayvansın demiş. sensin hayvan diyeceğim ama dedikoduya karşıyım, maymun diilim ki dedikodu seviyim ayol :)
akrep burcu kaplumbağa ejderhası bildirdi.
sınırlı
bence sınırlar yaratıcılığı artıyor.
mesela çit çekiyorsun bahçeye, diyorsun ki bundan sonra bu çitler içinde oynayın, o çitler içinde neler neler, ne oyunlar çıkıyor. mesela diyorsun ki koydum kurallarını, dogma 95, o kurallar içinde ne filmler çıkıyor. mesela diyorsun ki bundan sonra konuşurken şunlara şunlara dikkat edelim, mesela dedikodu etmeyelim, falan filan.. konuşmaların içeriği bir anda renkleniyor.
böyle şeyler işte..
elbette ki bunun aksi de mümkün, herşey ölçüsüyle elbette ki..
mesela çit çekiyorsun bahçeye, diyorsun ki bundan sonra bu çitler içinde oynayın, o çitler içinde neler neler, ne oyunlar çıkıyor. mesela diyorsun ki koydum kurallarını, dogma 95, o kurallar içinde ne filmler çıkıyor. mesela diyorsun ki bundan sonra konuşurken şunlara şunlara dikkat edelim, mesela dedikodu etmeyelim, falan filan.. konuşmaların içeriği bir anda renkleniyor.
böyle şeyler işte..
elbette ki bunun aksi de mümkün, herşey ölçüsüyle elbette ki..
Tuesday, July 22, 2008
ve minel garabet
çok garip bir dünyada yaşıyoruz.
benim durduğum yerden garip görünüyor şimdi mesela.
dönüyorum arkama bakıyorum camdan, göğü görüyorum, geniş, beyaz, derin, mavi, huzur verici. yine de garip bu işte. göğe bakınca içimi dolduran huzur garip, mutfakta az evvel konuştuğumuz konunun içime kondurduğu huzursuzluk garip yine de bir yerlere basıyor oluşum..
benim durduğum yerden garip görünüyor şimdi mesela.
dönüyorum arkama bakıyorum camdan, göğü görüyorum, geniş, beyaz, derin, mavi, huzur verici. yine de garip bu işte. göğe bakınca içimi dolduran huzur garip, mutfakta az evvel konuştuğumuz konunun içime kondurduğu huzursuzluk garip yine de bir yerlere basıyor oluşum..
Tuesday, July 15, 2008
yasmin levy
Friday, July 04, 2008
Thursday, July 03, 2008
Friday, June 27, 2008
tahrir
tezhip ve ebruda tahrir dedikleri bir şey var, çerçeveleme anlamına geliyor. lûgata baktım, tahrir aynı zamanda kaydetme, kayda geçme demekmiş. bir anlamı da yazmak demekmiş ve muharrir kelimesi ile aynı köktenmiş. ve de aynı zamanda hürriyet demekmiş. sınırları ve hürriyeti ayrı ayrı çok seven benim için heyecan verici bir bilgi bu..
öfke
25 Haziran 2008 Çarşamba
"alışmadık g.tte don durmaz"" derler, benim ruhum için de öfke öyle birşey işte. ben öfkeye alışamadım. durmuyor bende, rahatsız ediyor. ne zaman birine, birşeye öfkelensem gece rüyama giriyor o öfke, bilinçaltımın en hızlı kustuğu, en hızlı reaksiyon verdiği şey.
"alışmadık g.tte don durmaz"" derler, benim ruhum için de öfke öyle birşey işte. ben öfkeye alışamadım. durmuyor bende, rahatsız ediyor. ne zaman birine, birşeye öfkelensem gece rüyama giriyor o öfke, bilinçaltımın en hızlı kustuğu, en hızlı reaksiyon verdiği şey.
dün gece ise bence çok sevimli bir şekilde gösterdi kendini. rüyamda üst kat komşularımızın pat diye içeri düşüşünü gördüm, ahşap bir evmiş komşularımız da sembolik kıyafetli kadın ve adamlardı. hani böyle meraklı insanlar dinlemek için kapıya yaslanır da açılınca içeri düşerler ya öyle bir düşüştü. sonra bu düşen komşular bizim evi yol geçen hanına çeviriyorlardı. üst kata çıkmak için ve alt kata inmek için evin içinden geçmeleri gerekiyordu. çoluklarına, çocuklarına da öğretmişler, ailecek bizi rahatsız ediyorlardı. türlü türlü numaraları vardı bunun için. mesela giyinmiş süslenip püslenmişler dışarı çıkacaklar, bizim evin içindeki merdivende karşılaşınca bir anda kıyafetleri pijamaya dönüşüyordu, bu da daha asab bozucuydu, pijamalarıyla evimizde dolaşan münasebetsiz komşular... biz de işte sinirleniyorduk bunlara.. en sonunda bu komşu ailenin reisini bir güzel pataklayıp cimdikledim rüyamda, çok fena da hakaret ettim.. sinirim geçti mi.. biraz azaldı sanki..sonra sabah bu sembolik rüyayı şöyle yordum-rüya esnasında da böyle hissetmiştim- sanki bilinçaltından üstüne çıkan münasebetsiz bişeylere sinirleniyordum. pattadanak dalışları öyle hissettirdi bana. sevimli kısmı bu işte :)
Subscribe to:
Posts (Atom)
