Sunday, December 06, 2020
bag kurmak ve otantiklik uzerine
İnsanın iki temel ihtiyacı vardır, bağ kurmak ve otantiklik (hakiki olabilmek) diyor Gabor Mate.
Passive Aggressive Thanksgiving Dinner
Saturday, October 10, 2020
herkes aynı hayatta
95 yılında New Yorker'da yayınlanmış bir resmi taklit ederken aklıma çocukken hissettiğim bir şey geldi.
Piyano çalan kızın merkezde olduğu bu resimde, karşı penceredeki adam kızın hayatından bir parça, kızın odasındaki eşyalar gibi kıza dair, kızın hikayesine dair bir şey anlatıyor. Karşı pencerenin ardında nasıl bir hayat var bilmiyoruz. Tek bildiğimiz adamın pencereden kızı izlediği, kızın da adamı.
O pencerenin ardında bir hayat var, tüm pencerelerin ardında sayısız hayatlar var. Her birisi ayrı bir hikaye. Bu hayatların, hikayelerin sonsuzluğunu düşündükçe başım dönerdi çocukken, Allah'ın bütün hayatlardaki tecellisini düşündükçe hayretler içinde kaldığımı hatırlıyorum. Ben dua ediyorum, benimle beraber ve herkesle öyle beraber, bunu düşününce yine o dokuz-on yaşlarındaki Aslı gibi başım dönüyor.
Not: Galiba sonsuzluk duygusu en çok başımı döndürüyor. Bedia'ların çatısında yıldızları izlediğimiz ve kainatın sonsuzluğunu konuştuğumuz akşam da, büyük bir kütüphaneye girdiğimde kitaplardaki bilginin sonsuzluğu karşısında hissettiğim baş dönmesi hep aynıymış, şimdi fark ediyorum.
Monday, November 18, 2019
Living With Yourself
Bir kac yil evvel isvicreli bilim adamlari gelip bir deney icin yardim istediklerinde anladim yasamayi ne kadar sevdigimi, galiba o gun hayatimin donum noktalarindan biriydi. Kendimden bi kac tane klonlatip her ise yetisebilmek ister miydim? Hayir tabii ki, klonum hayatimin farkli koselerini benim yerime yasarken o anlari tam olarak deneyimleyemeyecegim icin aklim o anlarda kalacak ve isler gorulecek ama ben eksik olacaktim. Deneyimlemek, anilardan, anlamlardan orulmek, ilmek ilmek, damla damla birikmek, anlamli bir butun olmak, butun olmak. Yeni bir yasa girerken bu dusunce ve hislerle doluyum ve sukurlerle.
Bu diziyle beraber klonlanmanın iyi bir fikir olmadığına iyice emin oldum.
Bu arada diziyi izlerken hep aklıma terapi süreci geldi.
Terapiye giderken de Happy Spa'ya gidenler gibiyiz, artık eksiklerimiz, acılarımız, tekrarlarımız, alışkanlıklarımız, zaaflarımız canımıza yettiği için, "yepyeni bir ben" istediğimiz için gidiyoruz. Hepimiz istiyoruz o daha iyi beni. Hepimiz istediğimizi zannediyoruz. İtiraf edeyim diziyi izlerken ilk karşılaşmalarında bu klon kazansın, adamın hayatı ışıldasın istedim. İsterken de rahatsız oldum, çünkü hem kendimle olan çalışmam hem de danışanlarımla olan çalışmam otantik olanı, eksikli, kusurlu olanı, kendimizi sevmek üzerine. Yine de insan parıldayana bir anlık da olsa aldanıyor. Oysa hatalarımız, zaaflarımız, acılarımız bizi biz yapan. O ideal ben parıl parıl parlasa da biz buyuz, her birimiz eksikli ve kusurluyuz.
Tuesday, October 15, 2019
sınırlara çekilmek ve analık
Geçenlerde bir gün minanın öğretmeni minayla ilgili güzel şeyler söyledi, ben de içimden biraz gururlandım ( dört yaşında çocuk, abartma aslı, evet). O hafta mina'nın yaptığı pek çok şey tüm zamanlardan daha çok rahatsız etti. Gururun öbür yüzü utanç. Aman da ne güzel evlat yetiştirmişim diyerek gururlanırken (evet, daha dört yaşında ama insan kendine pay çıkarmaya yer arıyor), o kafamdaki güzele uymayan her "kusur" rahatsız etti beni. Döndüm ve hafta başında hissettiğim o iğreti duyguyu fark ettim. Kendimce tevbemi ettim ve tekrar herşeyler yerine oturdu.
Başka bir farkındalığı öpüp koklamayı abarttığım hafta yaşamıştım. Evlat bu, can içi tabii öpüp koklarız. Ama belki izin isteriz, belki müsade alır, işaretleri okuruz. Can içi olsa da benden ayrı bir can. Ben o hafta içimden taşan muhabbetle, hop öp, hop yanak sık, burun sık vs severken, aslında ona, benden ayrılığını unutturacak mesajlar verdim. Ona bir uzvum gibi davrandım. O da bana öyle davranmak istedi doğal olarak. Annee su! Annee! Oyun! Anneee! Bekletince ya da istediği yanıtı vermeyince her zamankinden daha yüksek tepkiler verdi. Çünkü koluna şuradaki su bardağını al dediğinde kolun komutu dinlemezse şaşırır, kızarsın. Sonra neyse ki fark ettim ne olup bittiğini ve dengemize geri döndük çok şükür. Saygı verdim, saygı aldım. Sevgimi saygıyla verdim.
Dengeye dönülür ama dengede kalınmaz. Denge çok çaba isteyen bir iş. Yine geçenlerde çıktım o dengeden, aklım çok kalabalıktı, yapılacak işlerin içinde kaybolmuş hissediyordum. Kaybolmuş hissettiğimde kontrolü de kaybedip otomatik pilota geçiyorum. Mesela diyelim çalışıyorum oturmuşum, Mina odaya gelip bişey istiyor, hemen kalkıp veriyorum, hemen işi gücü bırakıp ona yöneliyorum. Çünkü benim otomatiğim bu. Ben verdikçe, işi gücü bırakıp ilgimi ona yönelttikçe (iyi annelikten değil, kolayı bu, otomatiği bu olduğu için) o da sınırları zorluyor. Daha beklentili ve bağımlılaşıyor. Bunu fark edip dikkatimi yeniden kendime, merkezime çekince ilişkimiz yoluna giriyor, rayına oturuyor. Bu farkındalığı da ilk defa "Bebeğinize Fransız Kalın" kitabı ile kazanmıştım. Kitap, çocukların kendi hayatları olan anne-babalara ihtiyacını; onlara dünyanın merkezi olmadıklarını öğretmenin önemini çok güzel anlatıyordu.
Aslında bu bütün ilişkiler için geçerli. Özellikle içinde kaybolma ihtimali olan yakın ilişkiler için.
Wednesday, October 02, 2019
buradayım
merhaba ben aslı, burada olmakla ilgili çalışıyorum.
işim bu.
bu bedende olmak, bu bedenin herhangi bir yerinde, içinde veya dışında, tümünde ya da belli bir kısmında, bazı bölgelerinde, uzay boşluğunda ya da geçmişte bir yerlerde.
enerjin nerede? acını nerede hissediyorsun? kızgınlığın nerede? coşkun nerede? ayakların nereye basıyor, ayaklarının bastığı yerde misin? neredesin?
gönlüm hep seni arıyor, neredesin sen? acını nerede hissediyorsun? onu fark ettiğin yer neresi? fark ettiğin yeri nereden fark ediyorsun? böyle sorular işte.
burada olmakla ilgili çalışıyorum, dünyanın burasında, burada doğmamışlarla.
buradayım, bu kafede, gowanus'ta bir yerlerde, oturduğum yer biraz gizlenir gibi bir köşe.
gizlenirken buradayım demek, buradayım derken de gizlenmek istemek; galiba bu benim hayatımın dilemması. biraz ünlü olacak olsam sanırım kaçacak delik ararım. biraz da ünlü olmam o yüzden herhalde.
Wednesday, May 01, 2019
emekçi babalar anısına
Babam ilkokuldayken dedemin muhasebe işlerine yardım edermiş. Geceleri kardeşleri uyurken o sobanın başında bir mum ışığıyla (kardeşleri uyanmasın diye) hesap kitap yapar, defter tutarmış. Ertesi gün okulda derste uyuklarmış ama öğretmeni "ellemeyin, uyandırmayın" dermiş, bilirmiş babamın neden uykusuz kaldığını. Babamın dedeme işlerinde yardım ettiğini herkes bilirmiş. Bir kere o da yaşıtları gibi sokakta çocuklarla oynamak istemiş, bir amca gelip babamı azarlamış "senin ne işin var burada, yakışıyor mu sana" diye.. babacığım çok utanmış bunu duyunca... şimdi o güzel anısına sarılıyorum gözyaşları içinde, canım babam sen de çocukmuşsun, o amca utansınmış.
Babamın bu anısı, az evvel mabel matiz ve ayten zara'nın emekçi babalarıyla ilgili yazdıklarını görünce geldi.
Verified
Verified
Hikayeyi artık çoğunuz biliyorsunuz. Babam sık sık tırıyla sefere çıkardı ve biz onu bu haritadan takip ederdik. Çok önemliydi bu harita, o günlerimizin alnında vurulu koca bir mühür gibiydi. Gündeliğimizin ayrılmaz, bir o kadar da sıradanlaşmış bir parçasıydı. Daha uzun süren yurtdışı seferlerinde ise atlaslara ihtiyacımız olurdu. Bundandır ki bu haritanın dört köşesini ezbere bilirim. Bütün sınır kapıları, uzak doğu şehirleri, hâlâ birer mıh gibi zihnimin bir köşesinde. O şehirlerden, kapılardan birinden bir telefon gelirdi de ev şenleniverirdi birden. Gerçek şu ki, bu haritada çok teselli aramışım. Umudun, mutluluğun izini bu duvara bakarak sürmüşüm yıllarca ve yıllarca, çocuk aklımla.. Dün Eskişehir’de Maya turnemizin son konserini yaptıktan sonra, bugün bunları düşündüm uzun uzun.
Hayat çok tuhaf ve büyülü.
Hayat yıllar sonra bana aynı şehirleri, aynı toprakları kendi şarkılarımla karış karış dolaşma mutluluğunu bahşetti. Kendi iç çocuğumun şarkılarını bu coğrafyada gezdirirken, başka kimbilir kaç çocuğun kalbindeki arayışın, tesellinin sesi olduğumu hissettim. Evet bunu derinden hissediyorum.
Maya turnesiyle 30 küsür Anadolu şehri dolaşmışız son 6 ayda. Müziğimizle yeni yeni haritalar çizerken, bize eşlik ettiğiniz için sonsuz şükranlarımı sunuyorum hepinize, bütün dinleyicilerimize.
Farkettim ki, benzer acı ve sevinçlerin gölgesinde, aynı şarkıya tutunmak, başka hiçbir şeye benzemiyor.
Farkettim ki, kalbim en çok bu haritaya benziyor.
Sunday, April 28, 2019
sokağımızın sesleri
ilk taşındığımızda binadan ezan sesi geliyordu, ben de herhalde vatan hasretinden erdim diye düşünmüştüm :P meğer binamızda bissürü müslüman komşu varmış ve telefonları da ezan saatlerinde ezan okuyormuş :)
Friday, April 19, 2019
otantisite meselesi
evlilik kolay bir şey değil
ve zorlanmak hayat belirtisi
yaşıyorum ki zorlanıyorum
ne güzel
sınırlarım ve sınırların
ve sayısız müzakereler
yataklar döşekler altında bezelyeler hep var
varsın uyumayalım bazı geceler
kaçıversin de uykumuz
kaçıversin de rahatımız
olalım rahatsız prensesler, prensler,
böylece büyüyelim de beraber
olalım kraliçeler krallar
sonra uyuruz deliksiz uykular
Wednesday, April 03, 2019
çörekotu ve dua
Babam hep metaforlarla anlatır birşeyleri (geniş zaman). Ruh için zaman yok, sonsuz geniş zaman.
Saturday, March 30, 2019
özgürce ve muhtaç
Instagramdaki notesfromyourtherapist hesabını seviyorum, görselmiş gibi davranan bir ses hesabı, duyalım diye.
bu postunda da diyor ki
Eğer ihtiyaç sahibi olmaktan nefret ediyorsan, sürekli bir stres halindesin demektir. Çünkü insan sinir sistemi başkalarıyla güvenli duygusal bağlantılar kurmak üzere gelişmiştir. Başkasına ihtiyaç duymak insan biyolojisi için çok temel bir hal. İnsanlara başkasına ihtiyaç duymamayı öğretmek travmayı öğretmek demek. Ve bu utanç duygusu aracılığıyla öğretiliyor.
Bazen seanslarda şimdi ne hissediyorsun diye soruyorum, neye ihtiyacın var? İhtiyacın olanı kendine nasıl verebilirsin şu anda? diye. Belki bugünkü aydınlanmamdan sonra başka şekilde sorarım bu soruyu. Çünkü bazen kendi kendimize veremiyoruz birşeyleri, herşeye gücümüz yetmiyor, yetse de bir başkasından istiyoruz; annemiz, babamız, eşimiz, kardeşimiz, evladımız, arkadaşımız, hayali bir başkası, başkalarından. ada değiliz. Ama bazen o kişi karşılayamıyor o ihtiyacı verebilecek donanımda olmuyor, bazen hayatta bile olmayabiliyor, bazen o ihtiyacın ihtiyaçlığını kabul etmeyebiliyor, olmayabiliyor. İşte o anlarda, "kendine bunu nasıl verebilirsin?" sorusu biraz alan açıyor bana ama tam da değil. Kendimle kurduğum ilişki dışında başka ilişkilere ihtiyacım var. Almaya ve vermeye ihtiyacım var; almaya işlemeye, dönüştürmeye, vermeye. Bir enerji üreticisi, bir sevgi üreticisi, bir şefkat üreticisi bir güven üreticisi olarak çok uzun süre çalışamayabilirim. Ama malzemem olursa, en güzel şekilde işleyip dönüştürüp, yayabilirim. Yoksa üreticilik büyük bir yük, insanın bu dünyada yalnız olduğu vehminin yükü.
İnsan bu dünyada yalnız değil neyse ki, Yaratıcısı var, Velisi, Vekili, Seveni, Koruyanı, Merhamet edeni, Kuşatanı, Genişleteni, Göreni, İşiteni, İkram edeni, Doyuranı, Affedeni, Duaları kabul edeni, Hayat vereni, yeniden yeniden hayat vereni var. "Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz." ne kadar özgürleştirici. İhtiyacımı görüyor, boynumu eğiyorum, kendi kendime üretme çabasına girmek yerine onun kaynağından istiyorum. İhtiyacımı başka kulları aracılığıyla veriyor ama hep veriyor, gerçekten aç isem, ondan istemişsem. Bu o kadar güzel bir denge ki, beni insanlara, hayata, kendime ve Yaradıcıma bağlıyor. Kendin pişir kendin ye yalnızlığından çıkarıyor. Komşu komşunun külüne muhtaç ama küllü komşu ile külsüz komşu arasındaki muhtemel hiyerarşiyi kırıyor. Beni isterken özgürleştiriyor.
Nasıl hissediyorsun? Neye ihtiyacın var? Bu ihtiyacın aracılığıyla, sonsuz merhamet sahibiyle
nasıl bağ kurabilirsin?
manipülasyon ve şirin
Akşam online seansım vardı, Fatih de evde yoktu yani Mina'nın seanstan önce uyuması lazımdı. Zaten de uyku saatiydi. ama bazen uykuya dalması uzun sürebiliyor, bazen onu uyutacağım derken uyuyan ben olabiliyorum, yani riske edemezdim.
Manipüle etmeyi seçtim. şöyle bir diyalog geçti aramızda:
A: mina oyuncaklarını topla.
M: çok uykum vaar
A: namaz kılıp gelene kadar uzanabilirsin, gelince seni kaldırırım toplarız beraber.
M: uzun uyumak istiyorum.
A: o zaman gelince bakarım sana uyumamışsan kaldırırım, uyumuşsan kaldırmam.
M: tamam (bıyık altından gülüyor) gözümüzü böyle mi kapatıyorduk?
A: haha evet, öyle kapatıyoruz.
Biraz sonra uyumuştu Mina. Çok kolay olmuştu ama içim de rahat değildi. Seanstan sonra fark ettim beni rahatsız eden şeyi, bambaşka birşey üzerinden, kadın erkek ilişkileriyle ilgili düşünürken. Ben Mina'yı manipüle etmiştim, Mina da beni. O beni manipüle ettiği için eğlenmişti, ben de onu manipüle ettiğim için. Manipülasyon tek taraflı olmuyor hiç. İlişkide birşeyler eksik kalıyor, tamamlanmıyor. Mina örneğinde bu "masum oyunu" sürekli tekrarlasak, istemediği işlerden bahaneler bularak kaçabileceğini öğrenecek. Ben ise uyku saatinde 15 dk filan kazanacağım sadece.
Bir hint atasözünün demediği gibi " Manipüle eden, manipüle edilir".
Eşini parmağında oynatan kadın manipüle eden kadın, gerçek bir ilişki yaşayamıyor.
Yumruğunu masaya vuran, eşini avucunun içine alan adam, manipüle ediyor, gerçek bir ilişki yaşayamıyor.
Gerçek ilişki şeffaflık, çaba ve kırılganlık gerektiriyor.
Friday, March 29, 2019
Zevahir ve Prag Öğrencisi
Nuri Bilgin’in anlatımıyla Prag Öğrencisi filmi:
Bu filmde yoksul, ama rahat bir yaşamın düşünü kuran ve geleceğe ilişkin tutkuları olan bir öğrencinin yaşamı anlatılır. Öğrenci, bir gün Prag dışında bir meyhanede bir içki alemine katılır; aynı anda çevrede, yüksek sosyetenin gönlünce eğlendiği bir av partisi yapılmaktadır. Av partisine katılan grubu yöneten ve ipleri elinde tutan biri vardır; avı istediği yöne çekmekte ve avcıların hareketlerini istediği gi bi yönetmektedir. Bu adam onlara benzemektedir: Uzun boylu, eldivenli, bastonlu, hafif göbekli, yüzyılın başında moda olan keçi sakallı biri; bu adam Şeytandır. Bir ara, gruptaki zengin kadınlardan birinin yolunu şaşırtır ve öğrenciyle karşılaştırır. Öğrenci, yıldırım aşkıyla kadına vurulur, ama zengin kadın ondan kaçar. Evine dönen öğrenci, cinsel bir biçim alan tutkusunu ve doyumsuzluğunu yaşar. işte o anda, öğrencinin sadece kitaplar ve bir boy aynası bulunan odasında Şeytan görünür. Öğrenciye, aynada görülen imgesi karşılığında, bir külçe altın önerir. Pazarlık yapılır ve anlaşma sağlanır. Şeytan, aynadaki görüntüyü tıpkı bir gravür veya bir karbon kağıdı gibi söker, katlar, cebine atar ve gider. Öğrenci para sayesinde büyük sükse yapar, yüksek sosyeteye katılır. Aynaların önünden geçerken biraz sakınır, ama başlangıçta kendini görememek onu fazla rahatsız etmemektedir. Bir gün kendini etten ve kemikten karşısında görür: Bu, onun görüntüsünü taşıyan eşidir; Şeytan tarafından ortalığa çıkarılmıştır. Her yerde ögrenciyi izlemekte ve ögrenci, birlikte görülmelerinden korkmaktadır. Giderek sorunlar artmaya başlar. Ögrenci, kendi çiftinden kaçmak için sosyeteye gitmediginde, çifti yerini almakta ve onun adına birtakım işler çevirmekte veya işlerini karıştırmaktadır. Bir gün bir düelloya davet edilir. Şafak vakti, özür dilemek için vuruşma yerine gittiğinde, çiftinin daha önce davranıp karşısındakini öldürdüğünü görür. Öğrenci saklanmaya başlar. Ancak onun çifti, sanki satılmış olmanın intikamını almak istercesine onu kovalamaya devam eder. Her yerde onunla karşılaşır. Artık ne toplum yaşamı ne de varoluş olanaksızdır. Bu umutsuzluk içinde, kendine içtenlikle yaklaşan bir kadının aşkını geri çevirir ve görüntüsünü öldürmeyi tasarlamaya başlar. Çiftinin onu odasına kadar izlediği bir akşam kavga başlar. Öğrenci, kavganın belirli bir anında çiftini, çıktığı ayna önünde görür ve geçmişin özlemiyle görüntüsüne ateş eder. Ayna kırılır ve çifti bir fantazma haline dönüşerek kaybolur. Fakat aynı anda öğrenci yıkılır, ölen odur. Çünkü kendi imgesini öldürürken, bizzat, kendini yok etmektedir. Yerde acıyla kıvranırken kırık ayna parçalarından birini alır ve bakar, yeniden kendini görebilmektedir; ölmeden az önce, kendi normal imgesini bulmuştur, canıyla ödeyerek.
Ölmeden az önce kendi imgesini bulmakta değişik bir coşku var. Black Mirror Nosedive bölümünün sonundaki coşku gibi.
Tuesday, March 26, 2019
Aktif imajinasyonun suyu: oyunun iyileştirici gücü
Mahrum kaldığı bir başka şey istediği gibi şeker çikolata yiyememek, hem sağlıklı olanı hem helal olanını yemesi gerektiğni biliyor ama nihayetinde çocuk, canı çekiyor. Geçen gün okuldan bir sürü şeker göndermişler, üstünde helal ya da kosher işareti yoktu, bayaa da boyalı birşeylerdi, bunları çöpe atalım daha sonra sana başka çikolata veririm diyince atmayalım oyundan yiyim ben bunları dedi, sonra da oyundan yedi ve mutlu oldu.
Bir de çizgi film meselesi var, o tam garibanlık :) istediği kadar çizgi film izlemiyor (neredeyse hiç izlemiyor) ama bu mahrumiyetini de oyunla çözüyor. Bulduğu çizgi film karakterli karton kutu, etiket vs ne varsa hepsini TV yapıyor, ben de hem yazıyor hem seslendiriyorum. Çizgi film seyretmiş gibi mutlu oluyor. Ben de seslendirme ve senaryo konusunda bayaa gelişiyorum.
Herşeye sahip olması mümkün değil ama oyun oynayabilmesi sahip olduğu çok büyik bir şey.
Sunday, March 24, 2019
kolayca ve zorlanarak
muhakkak bir bildiği vardı enerjimin ve modumun, enerji tasarruf modundaydım. bir çeşit hayatta kalma modu. eğer tehdit varsa kabuğuna çekilir, kapını sıkı sıkı kapatır, kimselere açmazsın.
yeniden güvende olduğunda başını çıkarır bakarsın, güneş varmış, çiçekler açmış, sen de başını çıkarır ve çiçek açarsın.
güneşin açtığını bilmek için başını çıkarmak gerekir.
çiçeklenmeye değer mi, sonbaharda dökülecekseler, bahar gelmişse, baharı görmüşsen sormazsın.
Friday, March 22, 2019
burası evimiz

Geçen hafta bugün Yeni Zelanda'dan gelen çok acı bir haberle güne başlamıştık. müslüman bir göçmen olarak sadece bu yas ve acıyla değil aynı zamanda güvensizlikle de, çok büyük bir güvensizlikle de bir anda çarpışmış ve hatta çarpılmış oldum. İlk gün sokakta gördüğüm beyaz amerikalıların gözlerine bakmak istemiyor, hiç ama hiç güvende hissetmiyordum.
Sonra Amerikalı arkadaşlarımdan acımı hafifleten mesajlar geldi, dünyanın her yerinden bu mesajlar gelmeye devam etti. Yeni Zelandalıların, tüm ülkenin, Jacinda Ardern'in bu acıya, acımıza yaklaşma biçimleri yeniden güvende hissettirdi.
Wednesday, March 13, 2019
ilmek ilmek örülerek
Tam da onu, başka biri değil de Nicholai Hel yapacak yolculuğun ilmeklerini takip etmek, aslında yaşadığım hayatın beni başka biri değil de Aslıhan Havva Başgül yapacak bir yolculuk olduğunu fark etmek demekti. Bu yolculuktaki her bir şey çok özel ve kıymetliydi, çok özel ve kıymetli.
Her birimizin yolculuğu öyle..
* Trevanian: Rodney William Whitaker'ın müstear ismi, ben de şimdi öğrendim yazıyı yazarken.
isterseniz şöyle bir ağaç çizin:
Wednesday, January 30, 2019
Wednesday, January 02, 2019
aktif imajinasyonun suyunu çıkarmak
hadi o korkuyu yaşadığın ana gidelim, hadi en kötü senaryoya, içinde en huzurlu, güvenli hissettiğin ana, en geriye, en başa. annenin karnındasın, doğumundasın, doğdun, ananın kucağındasın, bak büyüyorsun...
Geçenlerde dhafer youssef NY'a geldi, müziği de biraz "değişik", Fatih ve bazı arkadaşlar çok bağ kuramadılar ben de tamam dedim, o zaman yalnız giderim. yalnız başıma sinemaya gitmeyi çok severim, alışverişe, kütüphaneye, müze, sergi gezmeye.. ama ilk defa bir konsere yalnız başıma gittim. Ve hiç de sevemedim. Ama konser çok güzel.. ben hiç rahat hissetmiyorum, nasıl ol filan derken.. bir baktım Aslı (uzun olan) yanımda sallanıyor müzikle, bir baktım Özlem kıkırdıyor, Tayyibe mutlu oluyor, bir baktım Yasemin hayran hayran izliyor, Esra iç çekiyor, sesini inceltip acaip numaralar çektiğinde leyla beğeni kahkahasını atıyor, Gökçe, Selin yanımda eğleniyor, Fatih arkamdan sarılmış beraber sallanıyoruz müzikle. Beraber konser izleyip keyif aldığım herkesler yanımda, hatta daha önce beraber izlemedik ama neden olmasın kontenjanından Kevserciğim de var.
bir anda konser benim için bambaşka bir zevke dönüşüyor, hoop bir iki saatte İstanbul'a gidip, sevdiklerimi görüp, beraber konser dinleyip dönmüşüm gibi.
akşam da oturdum babamı düşündüm, hep içim buruktu, düğünümdeki eksikliğinden. baba demek dağlar, taşlar demek, çok büyük birşey demek, eksikliği de çok büyük. ben de oturdum, yeniden evlendim, babamın elini öptüm, o benim alnımdan öptü, hayır dualarını etti, neşelendi, gözleri güldü
ve böylece tamam oldu, eksik olan.
ruh için zaman ve mekan yok.






