Tuesday, February 02, 2010
Monday, February 01, 2010
sevgili jeremy
Dear Jeremy,
in the last few days, I've been learning how to not trust people, and I'm glad I failed. Sometimes we depend on other people as a mirror to define us and tell us who we are. And each reflection makes me like myself a little more.
Elizabeth.
in the last few days, I've been learning how to not trust people, and I'm glad I failed. Sometimes we depend on other people as a mirror to define us and tell us who we are. And each reflection makes me like myself a little more.
Elizabeth.
Friday, January 29, 2010
sevgili günlük,
bugün, bir çizmeye hapsoldum, bozuk bir fermuarı açmaya çalışırken ojelerim çıkacak diye korktum. fonda cemil ipekçi, derya baykal ve dondurulmuş embriyolardan, dondurulmuş pizzadan bahseder gibi bahseden bir doktor amca vardı, tv'yi açık bırakıp gitmiş annem. yaklaşık bir saatlik bir mücadeleden sonra sabunlu fermuar pense marifetiyle açıldı ve ayağım nihayet serbest kaldı. giderayak kendime hürayak ismini verdim oracıkta. madem gidecektin, neden çizme çıkarıyorsun?
şey ben evde çizmeyle dolaşırım da :P yok evde çizmeyle dolaşmıyorum, sabah çizmemi çıkarıp öğlen çizmemi giymek için eve uğramıştım ya da onun gibi bişeyler.
akşam inglourious basterds'ı seyrettim, çok beğendim, sanırım tekrar seyredeceğim. fekat ben şiddet sahnesi seyrederken öyle geriliyor öyle geriliyorum ki anlatamam, sanki çizilen benim alnımmış gibi geriliyorum.
bir de bu gece dolunay var galiba.
şey ben evde çizmeyle dolaşırım da :P yok evde çizmeyle dolaşmıyorum, sabah çizmemi çıkarıp öğlen çizmemi giymek için eve uğramıştım ya da onun gibi bişeyler.
akşam inglourious basterds'ı seyrettim, çok beğendim, sanırım tekrar seyredeceğim. fekat ben şiddet sahnesi seyrederken öyle geriliyor öyle geriliyorum ki anlatamam, sanki çizilen benim alnımmış gibi geriliyorum.
bir de bu gece dolunay var galiba.
Thursday, January 28, 2010
salinger'ın ardından
"Ego ego ego. Bıktım usandım. Kendiminkinden de, başkalarınınkinden de. Bir yere varmak, farklı ve ayrıcalıklı bir şeyler yapmak, ilginç biri olmak isteyen herkesten bıktım usandım. İğrenç bir şey bu -iğrenç iğrenç. Kimin ne dediği umurumda bile değil."
"Sırf rekabetten korkmadığından emin misin? Bu işten fazla anlamam ama, iyi bir psikanalist -yani gerçekten yetenekli biri- senin bu sözlerini muhtemelen-"
"Rekabetten korktuğum filan yok. Tam tersine. Bunu göremiyor musun? Rekabet edeceğimden korkuyorum ben -beni asıl korkutan bu. Bu yüzden ayrıldım Tiyatro bölümünden. Ben herkesin değer yargılarını kabule korkunç bir şekilde koşullanmışım diye, alkışlardan ve insanların benim için deli divane olmasından hoşlanıyorum diye, bunun doğru olması gerekmez ki. Bundan utanıyorum. Bıktım usandım. Tam bir hiçkimse olacak cesaretim olmamasından usandım. Kendimden de, bir çeşit ses getirmek isteyen herkesten de usandım."
"Sırf rekabetten korkmadığından emin misin? Bu işten fazla anlamam ama, iyi bir psikanalist -yani gerçekten yetenekli biri- senin bu sözlerini muhtemelen-"
"Rekabetten korktuğum filan yok. Tam tersine. Bunu göremiyor musun? Rekabet edeceğimden korkuyorum ben -beni asıl korkutan bu. Bu yüzden ayrıldım Tiyatro bölümünden. Ben herkesin değer yargılarını kabule korkunç bir şekilde koşullanmışım diye, alkışlardan ve insanların benim için deli divane olmasından hoşlanıyorum diye, bunun doğru olması gerekmez ki. Bundan utanıyorum. Bıktım usandım. Tam bir hiçkimse olacak cesaretim olmamasından usandım. Kendimden de, bir çeşit ses getirmek isteyen herkesten de usandım."
"sana bir tek şey söyleyeceğim franny. bildiğim tek şeyi. ve sakın bozulma. kötü birşey filan değil. ama eğer senin istediğin dini bir hayatsa, şunu hemen bilmelisin ki, bu evde sürüp giden o kahrolası dini eylemlerin her birini tek tek gözden kaçırıyorsun. birisi sana bir kase kutsanmış tavuk suyu çorba getirdiğinde, onu içecek sağduyudan bile yoksunsun sen- ki bu tımarhanede bessie'nin birine getirebileceği tek tavuksuyu da bu türdendir zaten. onun için, sadece söyle bana dostum, sadece söyle bana. yola düşüp bütün dünyayı dolaşsan, şu isa duanı sana doğru dürüst okumasını öğretecek bir üstat- bir guru, bir kutsal kişi- bulmak için, bunun ne yararı olacak sana? sen daha burnunun dibinde duran bir kase kutsanmış tavuksuyu çorbayı göremezken, basbayağı kutsal bir kişiyi gördüğünde onu nasıl tanıyabileceksin, ha? söyler misin?"
bir iki hafta önce durdum ve dedim ki, bu yaşına geldin aslı, hala mı franny. evet, hala franny idi ne yapalım. mezarı başında konuşsaydım salinger'ın derdim ki, nerdeyse otuzuma gelmişken hala franny.
I'm a loser baby, so why don't you kill me?
sizce ne kadar rasyonel?
akademiyi bırakıp köye yerleşen ve bahçesinde domates yetiştiren bilim adamı,
tüm ilmini ve sevenlerini bırakıp, zamanının çoğunu ne olduğu bilinmeyen bir adamla geçiren alim,
kürküyle ciğer satan kadı,
ben siftah yaptım, karşı dükkana bir gitseniz o arkadaşım henüz yapmadı diyen esnaf,
tüm servetini muhtaçlara bağışlayıp mütevazı bir hayat süren eski kodaman,
tüm servetini yakıp dövüş kulübü kuran kariyer adamı,
ferrasini satan bilge (satıp napıyordu parayı?)
tibet'te yedi yıl geçiren brad pitt :P
tacı tahtı koyup yollara, çöllere düşen sultan,
kariyerinin nerdeyse zirvesindeyken çocuk doğurup isi gucu birakan anne,
kariyerinin nerdeyse zirvesindeyken evlenip evimin adami olacağım diyen meşhur oyuncu,
çok daha iyi kazanabilecekken azına razı olup sanatını tercih eden sanatçı,
sadece mutsuzken üretebilen ve artık üretmeme pahasına mutluluğu seçen sanatçı,
mutluluğun esaret anlamına gelebileceği durumda mutsuzluk ve hürriyeti seçen kişi,
leyla ayağına gelmişken ona sen leyla değilsin diyen mecnun.
akademiyi bırakıp köye yerleşen ve bahçesinde domates yetiştiren bilim adamı,
tüm ilmini ve sevenlerini bırakıp, zamanının çoğunu ne olduğu bilinmeyen bir adamla geçiren alim,
kürküyle ciğer satan kadı,
ben siftah yaptım, karşı dükkana bir gitseniz o arkadaşım henüz yapmadı diyen esnaf,
tüm servetini muhtaçlara bağışlayıp mütevazı bir hayat süren eski kodaman,
tüm servetini yakıp dövüş kulübü kuran kariyer adamı,
ferrasini satan bilge (satıp napıyordu parayı?)
tibet'te yedi yıl geçiren brad pitt :P
tacı tahtı koyup yollara, çöllere düşen sultan,
kariyerinin nerdeyse zirvesindeyken çocuk doğurup isi gucu birakan anne,
kariyerinin nerdeyse zirvesindeyken evlenip evimin adami olacağım diyen meşhur oyuncu,
çok daha iyi kazanabilecekken azına razı olup sanatını tercih eden sanatçı,
sadece mutsuzken üretebilen ve artık üretmeme pahasına mutluluğu seçen sanatçı,
mutluluğun esaret anlamına gelebileceği durumda mutsuzluk ve hürriyeti seçen kişi,
leyla ayağına gelmişken ona sen leyla değilsin diyen mecnun.
Wednesday, January 27, 2010
Saturday, January 23, 2010
hikayeler
hikayenin biri insan ve Allah ilişkisi hakkındadır, ibn tufeyl yazmıştır, hay bin yakzan'ın ıssız adadaki serencamını anlatır.
hikayenin diğeri insan ve öteki insan arasındaki ilişki hakkındadır, daniel defoe yazmıştır, ve robinson crusoe'un ıssız adada cuma'yla karşılaşmasını, efendi-köle ilişkisi üzerinden anlatır.
hikayenin bir diğeri de insanlar ve dharma initiative hakkındadır :P
insan ve Allah ilişkisi hikayesi bence çok ilginç ama bu ilişki izole bir ilişki değil, insanın diğer insanlarla olan ilişkileriyle çok bağlantılı. hikayelerimiz ne ilginç, iç içe geçmiş.
hikayenin diğeri insan ve öteki insan arasındaki ilişki hakkındadır, daniel defoe yazmıştır, ve robinson crusoe'un ıssız adada cuma'yla karşılaşmasını, efendi-köle ilişkisi üzerinden anlatır.
hikayenin bir diğeri de insanlar ve dharma initiative hakkındadır :P
insan ve Allah ilişkisi hikayesi bence çok ilginç ama bu ilişki izole bir ilişki değil, insanın diğer insanlarla olan ilişkileriyle çok bağlantılı. hikayelerimiz ne ilginç, iç içe geçmiş.
Thursday, January 21, 2010
yol
yolculuk gittikçe daha keyifli bir hâl almaya başladı.
fekat keyif de geçer, gider.
nefes alıp vermek gibi çünkü herşey.
tutarsan ölürsün.
halbuki hayat bak ne güzel.
şahsi yolculuk keyiflendirici tarifim:
bir müziği dinlerken içindeki tüm sesleri tanımaya çalışmak, kulak kesilmek gibi,
bir yemeğin içinde neler olduğunu tahmin etmeye çalışmak ve tatlara odaklanmak gibi,
yolu izlemek, karşıma neler çıkardığını görmek ve tahminler yürütmek.
fekat keyif de geçer, gider.
nefes alıp vermek gibi çünkü herşey.
tutarsan ölürsün.
halbuki hayat bak ne güzel.
şahsi yolculuk keyiflendirici tarifim:
bir müziği dinlerken içindeki tüm sesleri tanımaya çalışmak, kulak kesilmek gibi,
bir yemeğin içinde neler olduğunu tahmin etmeye çalışmak ve tatlara odaklanmak gibi,
yolu izlemek, karşıma neler çıkardığını görmek ve tahminler yürütmek.
Wednesday, January 20, 2010
hayat
foucault'cuğum, mektubunda hayatı sanat eseri gibi yaşamanın güzelliğinden bahsetmişsin. güzel olmasına güzel de, biraz kullanışsız geldi bana. kolaylıkla yapısökümüne uğrayabiliyor sonra hayat ve söküp söküp yeniden örmek, sökülüp sökülüp yeniden örülmek yorucu olabiliyor.
ankacığım, biliyorum ki sen küllerinden yeniden doğabilirsin. ama en ölümsüz süper kahramanlar bile yorulabiliyor ve güçleri zayıflayabiliyor, abartma istersen. ve yüzlerine o yorgunluğa dair bir iz konuveriyor sonra. ister misin yüzünde yorgunluk izleri olsun?
ve semender
ve akrep.
ankacığım, biliyorum ki sen küllerinden yeniden doğabilirsin. ama en ölümsüz süper kahramanlar bile yorulabiliyor ve güçleri zayıflayabiliyor, abartma istersen. ve yüzlerine o yorgunluğa dair bir iz konuveriyor sonra. ister misin yüzünde yorgunluk izleri olsun?
ve semender
ve akrep.
Saturday, January 09, 2010
konser konsantrasyonu
bundan sonra, konserlere götüreceğim bu tecrübeyi inşallah.
Monday, January 04, 2010
ikibindokuzu nasıl bilirdik?
mekân I.Nişantaşı, Asena'nın yeri.
mekân II. Maltepe, eski ofis.
mekân III. Cerrahpaşa, bir muhallebici.
mekân IV. Üsküdar, cadde.
mekân V. Karagümrük, ne eveti aslı ne eveti. evet, ülfet.
mekân VI. Kuzguncuk, Üsküdar filan, öfori.
mekân VII. Haseki, hayat vakfı, to return to innocence.
mekân VIII. bir tatil beldesi, balkon, uzak.
mekân IX. Üsküdar, bir teras katı, konuşmak bazen güzel.
mekân X.
güzel yıldın sen ikibindokuz.
mekân II. Maltepe, eski ofis.
mekân III. Cerrahpaşa, bir muhallebici.
mekân IV. Üsküdar, cadde.
mekân V. Karagümrük, ne eveti aslı ne eveti. evet, ülfet.
mekân VI. Kuzguncuk, Üsküdar filan, öfori.
mekân VII. Haseki, hayat vakfı, to return to innocence.
mekân VIII. bir tatil beldesi, balkon, uzak.
mekân IX. Üsküdar, bir teras katı, konuşmak bazen güzel.
mekân X.
güzel yıldın sen ikibindokuz.
Friday, December 04, 2009
bir günün sonunda
bugün zizek dinledim öğleden sonra, ideoloji ve sinema üzerine konuştu.
akşam da lacan semineri vardı bir yerde ama napıyım lacan'ı gidip yiyeyim kebabımı dedim ve o esnada kendimi şöyle bir cypher hissettim:
akşam da lacan semineri vardı bir yerde ama napıyım lacan'ı gidip yiyeyim kebabımı dedim ve o esnada kendimi şöyle bir cypher hissettim:
Wednesday, December 02, 2009
nefs ejderhası ya da kargası
"Nefs hayvanı"yla barışık Barak. Bunu saklamıyor. " Suya girdiğinde akıntının tersine kulaç atarsan yoktur kurtulma ihtimalin," diyor dervişlerine. Önce suyla tanışacaksın, bakacaksın ne yöne akıyor? Sonra kendini ona teslim edeceksin, ona güvendiğini anlayacak, sonra kulaçların seni geçmek istediğin kıyıya götürür. Nefs ejderhası da böyledir, gemine asılırsan azar, hakkından gelemezsin. Fazla zorlamaya gelmez. Gönlünü hoş tutacaksın, yavaş yavaş alıştıracaksın koşumlara. Koşumlarla barıştıracaksın onu, sonra istediğin yere sürersin. Teslim almak istiyorsan, teslim olmayı bilmen gerek. İkisi bir arada olmak zorunda."
ikiilebir/reha çamuroğlu
bir kere rüyamda bir karga gördüm, yerde duruyordu, elimdeki silahı ona doğrulttum, geldi dizime kondu ve bana dedi ki...
ikiilebir/reha çamuroğlu
bir kere rüyamda bir karga gördüm, yerde duruyordu, elimdeki silahı ona doğrulttum, geldi dizime kondu ve bana dedi ki...
Saturday, November 28, 2009
nasıl bayramlar?
iyi bayramlar
hayırlı bayramlar
güzel bayramlar
mutlu bayramlar
huzurlu bayramlar
bayram gibi bayramlar
kanlı bayramlar :P
etli bayramlar
"çünkü bu can kurban sana ben koç kurbanı neylerem" uyanışlı bayramlar
önce kurban sonra azad olduğunuz
oh be dediğiniz derin bir nefes aldığınız
hem kurbiyetli hem hayatlı bayramlar
sevinçli bayramlar
sevgi dolu bayramlar sevdiklerinizle beraber
herşey O'nun.
not: güzel ve mutlu ile sıfatlayarak tebrik etme alışkanlığımın muhtemel kaynağını düşündüm bu esnada.
hayırlı bayramlar
güzel bayramlar
mutlu bayramlar
huzurlu bayramlar
bayram gibi bayramlar
kanlı bayramlar :P
etli bayramlar
"çünkü bu can kurban sana ben koç kurbanı neylerem" uyanışlı bayramlar
önce kurban sonra azad olduğunuz
oh be dediğiniz derin bir nefes aldığınız
hem kurbiyetli hem hayatlı bayramlar
sevinçli bayramlar
sevgi dolu bayramlar sevdiklerinizle beraber
herşey O'nun.
not: güzel ve mutlu ile sıfatlayarak tebrik etme alışkanlığımın muhtemel kaynağını düşündüm bu esnada.
Friday, November 20, 2009
ayağıma değmeyen taş
yolun bir yerinde bir taş, bir kaya ya da bir ağaç olduğunu biliyorum diyelim, hiç önünden geçmesem de o taş oradadır. eğer yolum düşer de yanından geçersem çarpmamaya dikkat ederim o ağaca. hiç görmemiş dahi olsam, o ağacın bilgisine sahipsem birine yol tarif ederken ağacın ilersinde ya da gerisinde diyebilirim. zihinsel bir haritam vardır. bunun gibi gündemime hiç düşmemiş ve düşmesi ihtimali hiç de yok gibi duran meseleler de benim zihinsel haritamın içindedir, ayağıma değmeyen bir taş olarak oradadır, fiillerimi de fikirlerimi de belirler. bir ev yapacaksam olmaz orda koca bir ağaç var, kesilmez evi şuraya yapalım diyebilirim ve bunu gayet de sessiz diyebilirim. haritaya bakarım ve o mekânı direkt gözden çıkarırım, düşünmem gerekmez. bazı meseleler de bizim için böyledir, sessizce ordadırlar ve basbayağı ordadırlar.
sınırlar da böyledir, biz çok geniş bir mekanda hareket ediyor da olsak bir duvar vardır orda, gitmesek de görmesek de o duvar bizim duvarımızdır. duvar varsa ardı da vardır :)
sınırlar da böyledir, biz çok geniş bir mekanda hareket ediyor da olsak bir duvar vardır orda, gitmesek de görmesek de o duvar bizim duvarımızdır. duvar varsa ardı da vardır :)
diyor felsefeyi sever misiniz?
idealistleri hiç sevmiyorum. platon'a gıcığım var. kierkegaard'ı tanımam etmem ama onu da sevmiyorum. bir de felsefe okurken gülesim geliyor bazen.
Wednesday, November 11, 2009
komik horoz
kendimi şöyle karikatürize edebilirim:
bir çöplük ortasında öten ve etrafına da irili ufaklı piliçler toplayan horoza uzaktan bakan horoz, düşünce balonu vesilesiyle cool bir edayla şöyle diyor " başka çöplükler de var be yavru".
şimdi başka çöplükler de var bilgisiyle bu çöplükte ötmeyen cool horoz da bana kendi çöplüğünde öten cevval horoz kadar komik geldi.
şunu da getirdi aklıma:
http://yazlikblog.blogspot.com/2009/01/acaba-diyorum.html
bir çöplük ortasında öten ve etrafına da irili ufaklı piliçler toplayan horoza uzaktan bakan horoz, düşünce balonu vesilesiyle cool bir edayla şöyle diyor " başka çöplükler de var be yavru".
şimdi başka çöplükler de var bilgisiyle bu çöplükte ötmeyen cool horoz da bana kendi çöplüğünde öten cevval horoz kadar komik geldi.
şunu da getirdi aklıma:
http://yazlikblog.blogspot.com/2009/01/acaba-diyorum.html
Sunday, November 01, 2009
Subscribe to:
Posts (Atom)

