Az evvel hayatımın en organik yazısını yazdım, yazının içinden yazılar, tartışmalar içinden tartışmalar yeşerdi. Ayrıştırıp aktarayım bakalım neler neşet edecek...
“Tanrıya giden yollar kişilerin nefsleri adedincedir.”
Bu söz ilk taşı olsun öreceğim binanın dedim evvela ama bina örülemedi gitti. Söktüm , taktım, söktüm, taktım, olmadı. Bina edilemeyenden de birşeyler çıktı, bir sorular. Onu saklayayım. Bir de Dublaj Türkçesiyle bina örme Aslı! ikazını da saklayayım.
“Tanrıya giden yollar kişilerin nefsleri adedincedir.”
Bu sözü, bu haliyle Babaziz filminde duymuştum ilk , biraz kulağımı rahatsız etmişti ama o güne kadar inşa ettiğime, iman ettiğime, duyduğuma, dinlediğime (her bir fiile sorular sorasım var ama sorarsam yine çok dolambaçlı olacak) de yakın gelmişti , yakın gelince saklamışım. Sonrasında kulağımı da gönlümü de rahatsız etmeyen daha sarih, daha temiz bir lisan ile söylenmiş halini de görmüş, onu da saklamıştım, ama onu daha güzel saklamışım, hemen çıkamadı yerinden. Eh, bu da fena olmadı bence, yeşil yollar oldu.
“Tanrıya giden yollar kKaydı Yayınlaişilerin nefsleri adedincedir.”
Her bir kişinn Tanrı tasavvuru çok mahrem, çok şahsi, çok kendine özgü.
Tanrı tasavvuru tabiri, Tanrı’yı zihinsel bir ürün haline getirmiyor mu?
Nasılsak öyle seviyoruz, öyle boyun eğiyor, öyle isyan ediyoruz.
Nasılsak öyle miyiz hep hiç değişmeden?
Birine olan sevgimizi muhatabından ve daha neler nelerden (bu neleri anlatacağım bir ara) azade bir şey gibi mi düşünüyoruz? Psikanalistlerin sevgi nesnesi dediği türden bir nesne mi sevilen?
“Tanrı ile kurulan ilişki” de öyle şahsi, öyle mahrem.
“Tanrı ile kurulan ilişki” tabirinden hoşlanmıyorum hiç, daha iyi bir ifade teklifi olan? İlişki ifadesi çok ayrıştırıyor, çok mesafe koyuyor gibi sanki. Mesafe denen şeyi seviyorum aslında, mesafe olmayınca bulanır görüş, tabii eğer dışımızdaysa görülen.
Muhabbet ilişkiseldir, muhabbet ortaktır “bu aşk bir bahr-i ummandır”, dönüştürür.
Ben Aslı, ne muhabbetler var içimde, nicesini bilmediğim. Nice muhabbetlerden olma, nice muhabbetlerden doğma Aslı ben, soyağaçlarını seviyorum. Sevdiğim herşeyin böyle soyağaçları var, bir sürü dalla, ağla bağlanıyoruz birbirimize. Çok sevgiler oluyor, çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane sonra. Sinerji de bu bence :P
Vuup başa sarıyorum (aslında aktarmadığım “muhabbet büyükten gelir” * bahsi de var arada ama onun içinden çıkamadım, o yüzden dursun orda), Tanrıyla kurulan ilişki çok şahsi, çok kendimize özgü. Ve bizim kendimize özgülüğümüz de o muhabbet ağlarınca akıyor, her temasta yeni bir ilmek bizi örüyor, ayrıştırıyor, biz yapıyor (kader kısmet conatus) . Katmanlarımdan, soyağacımdan, muhabbet soyağacımdan ayrı değilim, oralarda bir yerlerde bir kodlar var, bir ilmekler. Ortak kodlar da var tabii, ortak coğrafyadan, ortak yaşantıdan kaynaklı.
Meksika’lı bir hristiyanı, Norveç’li bir hristiyandan ya da Fas’lı bir müslümanı (aslı bir müslümandan :P) İran’lı bir müslümandan ayıran da bu kodlar farklılığı.
Halbuki hepimiz aynı dindensek, neden böyle farklılıklar var ki? diye düşünmüştüm vakti zamanında. Ben düşününce biraz geri çekilirim, bir kaç adım belki, resmin büyüğünü biraz görebiliyim diye. Tabii o açtığım mesafe dinle de bir mesafe açmak demek oluyor şu durumda. Sonra bence kâfi bir mesafeden sonra dedim ki, kişilerin sayısınca farklılaşabiliyor da Allah’a giden yol (bu taş ilk taş) niye coğrafyalarca farklılaşamasın?
Hatta biraz abartmış olabilirim, abarttığımı düşünüyorsan sevgili okurcuğum kibarca öeh diyebilirsin, bence bir coğrafyadaki pagan, şaman vs. mirasların izlerini o coğrafyadaki dini ritüellerde görmenin benim muhabbet haritamda dedelerimin ninelerimin muhabbetlerini görmemden farkı pek yok. Ben hem onlardan doğmayım, hem onlardan apayrıyım, biriciğim, kendimceyim.
Bu bağları görmek istememek biraz acelecilik, biraz aydınlanmacılık (kötü bişiy dedim) gibi geliyor bana. Hep ileri mi bakacağız biraz da geriye bakalım diy mi.
Yazının gerisine bakıyorum , en başına, bana , “Tanrı tasavvuru”- “Tanrı ile kurulan ilişki”- “muhabbet büyükten akar” tartışmalarını yaptıran dublaj Türkçesiyle bina örme teşebKaydı Yayınlabüsüme; sözün daha sarih halini hatırlamış olsaydım sanırım bu tartışmalar yeşermemiş olacaktı hiç.
“Allah'a giden yollar mahlûkâtın nefisleri/ nefesleri adedincedir " **
Eksikliğiyle bir yazı yeşerten nefes kelimesi bu cümleye, nefesin kendisi ise yola hayat veriyor, her nefeste yeniden. “ o her an bir yaratma halindedir.”
* İmam Rabbani-Mektubat
** Yazının temel taşı olan bu sözün kaynağını bulamadım :)
2 comments:
Öeh Aslı!
Şaka şaka. O sesi çıkartmak istedim ondan. İleri gittiğin yok. Hem git, kime ne ki. Seviyorum ben senin gittiğin yerleri. İleri. Geri. Her yöne. Hep başka yöne. Acaba şimdi nereye? Seviyorum tahminleri. Tahmin edememeyi en çok. Sonra gözlerimi açıp kendimi bambaşka bir yerde bulmayı.
Mesela benim zihnimde ilişki, mesafeden çok 'bağ'a çalan bir renkte. Bur farkları da seviyorum ben pek bir çok. Şu kelimelerin elimizden çektiklerini...
Bir de bir de ben Meksika’lı bir hristiyanı, Norveç’li bir hristiyandan...Fas’lı bir müslümanı, aslı bir müslümandan ayıran o kodları da seviyorum. Çünkü bir gün hayal ediyorum, "O da doğru, bu da güzel, bu da muhteşem"leri duyacağımız bir gün. Farklılığın üstünlükle anlamlandırılmak zorunda olmadığımı bir gün. Herkesin kendince güzel olduğu ve kendince güzel olmanın bir anlamı olduğu bir gün. :)
Post a Comment