bir kuş soluğu kadar koşma yolu ve üzerimize sinen bir çocuk nefesi
dokunulmazlığı zaman girdiğin evin avlusu guguk kuşu hiçbir bohçaya
düğüm olmayan türden göçler toplarken etrafına sadece ellerimizi
taşıyabiliyoruz oraya bir mimar çünkü en fazla bir duvarın yüzü kadar
ve anlaşılmıyor her duvarın anlaşılmak için olduğu aynı duvarları solunmadan
bir ruhun neyse bir aşk, bir kurdela, içinde hep aynı beyaz atlarla dönen
bir masalın sinir uçları bir yeni harfi daha keşfedilerek dikilen yanıbaşımızda her sabah yer almaz her göçün kitabesinde bu bir keşif sayılmaz
bu her bedene aynı basınçla dokunan aşk basit bir teşrifat usulü
şimdi herkesin bir yeri var herhangi bir güneş sisteminde ve zaafiyeti
kendi savaş notasını kendisi verecek kadar kabzasından çıkarken her kalp
birşey oluyor örneğin yalnızca iki kişi arasında büyüyebilen bir bitki oysa kimse bunu bilmez hiçbir keşif dünyaya dair kaşifini barındırmaz ama nasıl duruyor verme isteği bak ellerinde dilencinin bir ikinci gövdesi olarak
ve bak bir kekeme gibi davranmayı seçişine herkesin neye benziyor sözü kendisine getirip onu dilinin altına koyuşu kekemenin bilmediğimiz sayıları var
cetvellerin hangi ölümün içinde yeralırsak alalım bir ölünün damağına yaslayıp
başını oraya yapışmış o ukteden zarfı çözebilecek birileri kalmaz ardımızda
kalır mı tek soru bu bir ince gömü olarak çıkılan harici bir hikayenin tortusu
işte gene böyle eksik yapılıyor tarifler öyle eksik bir bebek mezarı gibi
açılmamış bir falın mermerden disiplini farklı yerlerinden tutuklanıyor hayat
mesala bir kedi tırmığından görmek şehri güneşe çıkan bir merdivende
engebeyi öyleyse bir yerden sonra her hüznün mutlaka döndüğü birşey bu
doğru mu bir refleks ve bir nasır atıldığında en hızlı tutulan şeyin bu olduğu
bazıları ikinci bir yol bildiğini sanıyor oysa gitmek için hep aynı yerden dikiyor
ayak parmaklarını kafilesinin sorudan sorular oysa hep yarım ve yeşil bir ağızla yanlış bir mevsimin eşiğinden sarkan bir üzümün mutsuzluğu
bazıları biliyor ve gitmiyor sonra kelimesinin bir rengi olsaydı diyor çalacak
minareler bulamayan bir kılıfın orjinal bir yalanı olurdu mesela bu
bu en yaman çelişkilerin bile aynı kadran altında kurumaya yüz tuttuğu
ama kendimizle yani tecrübe en sıkı katillerin dudaksız tespitleribelirlediğinde
buluşma yerini kabuğun çekirdeğe rivayeti en fazla ne olur cebimde kalbimi
taşıyorum hızımı cebimde eritiyorum diyen bir kanguru mu ama hiçbir güven
yavruyu çerçeveleyen sonsuza kadar sürmedi guguk kuşu ben söylüyorum:
iki ters istikamet varsa aynı dilek ağacında
herşey ve herşey sadece doğru duayla
sadece doğru duadan geçer bir pusu olarak uyku
Ayşe Müşerref Kot
Yedi-İklim/ Kasım 2008
0 comments:
Post a Comment