üslupta okurla, izleyiciyle sohbet eder gibi konuşan dili severim, biraz oyun oynanmasını ve birazcık da yapaylığı severim. "i don't like purity, i like phonies" :P halbuki kimse yapaylıktan hoşlanmaz di mi? benim dürüstlüğüm de burda, yapay olandan hoşlanmamda :P zaten doğallık denen şeye inanmadığımı daha evvel söylemiştim şuralarda bir yerlerde. o yüzden azıcık yapaylık seviyorum, kenarından köşesinden. mesela çiğ et değil de iyi pişmiş et seviyorum yanmamışından, onun gibi bir şey işte. bana çırçıplak gerçeği sunma iddiasında olmasın da kurgu sunduğunu hissettirsin, sezar'ın hakkını sezar'a versin. çirkinliği önüme gerçeklik diye koymasın, şehrin gerçeği diye arka sokaklarını anlatmasın, ön sokağı da yok mu şehrin? hangisi gerçek? biraz oynasın, biraz inceltsin, biraz şaşırtsın, anlatacağıyla arama estetik bir mesafe koysun, mesafe severim. pencere açsın ama perde de çeksin, perdeleri de severim. neyi sevmem? didaktik şeyleri sevmem, bir şey söylemek istiyorsa söylediği limonatadaki şeker gibi olsun, her yerinde olsun ama hiçbir yerinde olmasın. biraz esprisi, mizahı da olsun, mesela limon gibi. limon bana esprili bir tat gibi gelir hep niye ki?
Thursday, May 05, 2011
şöyle severim, böyle severim
hikayede etik açmazları okumayı, izlemeyi severim, öyle olmayan kaz ayaklarını, bir anda değişiveren anlamları, zamanla değişiveren anlamları, değişiveren değerler sistemini, hayatları, hatıralar üzerine geriye doğru söz söylerkenki katmanlılığı, o katmanların oluşumunu izlemeyi, birini o kişi yapan maceraları, hatıralarından, yaşadıklarından nasıl örüldüğünü ilmek ilmek takip etmeyi severim.
üslupta okurla, izleyiciyle sohbet eder gibi konuşan dili severim, biraz oyun oynanmasını ve birazcık da yapaylığı severim. "i don't like purity, i like phonies" :P halbuki kimse yapaylıktan hoşlanmaz di mi? benim dürüstlüğüm de burda, yapay olandan hoşlanmamda :P zaten doğallık denen şeye inanmadığımı daha evvel söylemiştim şuralarda bir yerlerde. o yüzden azıcık yapaylık seviyorum, kenarından köşesinden. mesela çiğ et değil de iyi pişmiş et seviyorum yanmamışından, onun gibi bir şey işte. bana çırçıplak gerçeği sunma iddiasında olmasın da kurgu sunduğunu hissettirsin, sezar'ın hakkını sezar'a versin. çirkinliği önüme gerçeklik diye koymasın, şehrin gerçeği diye arka sokaklarını anlatmasın, ön sokağı da yok mu şehrin? hangisi gerçek? biraz oynasın, biraz inceltsin, biraz şaşırtsın, anlatacağıyla arama estetik bir mesafe koysun, mesafe severim. pencere açsın ama perde de çeksin, perdeleri de severim. neyi sevmem? didaktik şeyleri sevmem, bir şey söylemek istiyorsa söylediği limonatadaki şeker gibi olsun, her yerinde olsun ama hiçbir yerinde olmasın. biraz esprisi, mizahı da olsun, mesela limon gibi. limon bana esprili bir tat gibi gelir hep niye ki?
üslupta okurla, izleyiciyle sohbet eder gibi konuşan dili severim, biraz oyun oynanmasını ve birazcık da yapaylığı severim. "i don't like purity, i like phonies" :P halbuki kimse yapaylıktan hoşlanmaz di mi? benim dürüstlüğüm de burda, yapay olandan hoşlanmamda :P zaten doğallık denen şeye inanmadığımı daha evvel söylemiştim şuralarda bir yerlerde. o yüzden azıcık yapaylık seviyorum, kenarından köşesinden. mesela çiğ et değil de iyi pişmiş et seviyorum yanmamışından, onun gibi bir şey işte. bana çırçıplak gerçeği sunma iddiasında olmasın da kurgu sunduğunu hissettirsin, sezar'ın hakkını sezar'a versin. çirkinliği önüme gerçeklik diye koymasın, şehrin gerçeği diye arka sokaklarını anlatmasın, ön sokağı da yok mu şehrin? hangisi gerçek? biraz oynasın, biraz inceltsin, biraz şaşırtsın, anlatacağıyla arama estetik bir mesafe koysun, mesafe severim. pencere açsın ama perde de çeksin, perdeleri de severim. neyi sevmem? didaktik şeyleri sevmem, bir şey söylemek istiyorsa söylediği limonatadaki şeker gibi olsun, her yerinde olsun ama hiçbir yerinde olmasın. biraz esprisi, mizahı da olsun, mesela limon gibi. limon bana esprili bir tat gibi gelir hep niye ki?
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
0 comments:
Post a Comment